Yağ kaybı, yaygın bir fitness hedefidir. Ancak bu konu, birçok kişinin düşündüğünden daha karmaşıktır. Termodinamik yasalarına göre, yakılan kalori miktarı alınan kaloriden fazla olduğunda kalori açığı oluşur ve bu da kilo kaybına yol açar.
Ancak genetik, iştah ve çevresel faktörler gibi bireysel değişkenler bu süreci zorlaştırabilir. Independent’ın haberinde yer alan; spor ve egzersiz bilimi eğitimi alan, antrenörlük yapan ve daha sonra obezite ile klinik beslenme alanında yüksek lisansını tamamlayan beslenme uzmanı Luke Hanna, “Beslenme hakkında çok fazla yanlış bilgi dolaşıyor.
Örneğin et temelli diyetler gibi yaklaşımlar ilgi görüyor çünkü yenilikçi görünüyor. Ancak insan sağlığını gerçekten iyileştiren şeyler genellikle daha sade ve sürdürülebilir olanlardır” dedi.
İşte Hanna’ya göre insanların fitness, yağ kaybı ve beslenme konusunda en sık yaptığı 6 hata:
1. Gerçekçi olmayan hedefler
Hanna’ya göre en yaygın hatalardan biri, ulaşılması zor hedefler belirlemek.
Hanna “Ulaşılamaz hedefler koymak, başarısızlık duygusuna neden olur.
Küçük ve düzenli gelişmeler uzun vadede büyük faydalar sağlar” dedi.
Hanna, kısıtlayıcı diyetler yerine, sağlıklı alışkanlıkların günlük rutine eklenmesini önerdi.
Önerileri arasında şunlar yer aldı:
• Kalp sağlığını desteklemek için haftada iki kez yağlı balık tüketmek
• Bağırsak sağlığını desteklemek için günlük lif alımını 10 gram artırmak
• Kas dokusunu güçlendirmek için günlük protein tüketimini 20 gram artırmak
• Dayanıklılığı artırmak için haftada iki kez kuvvet antrenmanı yapmak
• Kalori harcamasını artırmak için günlük adım sayısını 1.000-2.000 artırmak
Hanna, bu küçük adımların zamanla büyük fayda sağladığını vurguladı.
Hanna “Diyet kalitesini artırmak, özellikle protein ve lif açısından zengin besinler tüketmek, tokluk hissini artırır ve dolaylı olarak daha az besin alımına yol açar” diye ekledi.
2. Sağlığa zarar veren kısıtlayıcı diyetler
Yıllar içinde farklı kısıtlayıcı diyet türleri popülerlik kazandı.
Son dönemde öne çıkan “et temelli diyet”, et, balık, yumurta ve bazı süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklara dayanıyor.
Bu tür diyetlerin popülaritesi genellikle kişisel deneyimlere dayanıyor.
Ancak Hanna, bu yaklaşımlara temkinli yaklaşılması gerektiğini söyledi.
Hanna “Et temelli diyet uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir” dedi.
Hanna’ya göre, bu diyetin başlangıçta iyi hissettirmesi, işlenmiş gıdaların ve rafine şekerlerin bırakılmasından kaynaklanabilir.
Ancak uzun vadede yüksek oranda hayvansal ürün tüketimi, doymuş yağ alımını artırarak kalp-damar sağlığını olumsuz etkiler ve iç organlar etrafında biriken visseral yağ oluşumuna neden olabilir.
Ayrıca bu tür diyetlerde tam tahıllar, meyveler ve sebzeler gibi temel besin grupları dışlanıyor.
Bu durum, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin yetersiz alınmasına yol açıyor.
Hanna, en etkili beslenme modelinin dengeli ve çeşitli bir diyet olduğunu söyledi.
Yani ağırlıklı olarak doğal ve işlenmemiş gıdalar tüketmek, miktarı da ne fazla ne yetersiz olacak şekilde dengelemektir.
3. Bilimsel tavsiyeleri göz ardı etmek
Hanna, dengeli beslenme yaklaşımını şu şekilde özetledi: “Meyve, sebze, tam tahıllar, lif ve doymamış yağ içeren protein kaynaklarını yeterli miktarda tüketin.
Alkol ve rafine şeker alımını sınırlayın” İngiltere Ulusal Sağlık Servisi’nin (NHS) EatWell Guide adlı rehberi bu yaklaşımı destekliyor.
Ancak Ulusal Diyet ve Beslenme Anketi verilerine göre, İngiltere’de bu rehbere tam olarak uyan kişi oranı yüzde 1’in altında.
Hanna, bu durumun nedenini gıda reklamlarının ve tüketim yönlendirmelerinin yoğunluğuna bağladı.
Hanna “İnsanlar sürekli yiyecek reklamlarıyla karşılaşıyor.
Şirketler milyarlarca pound harcayarak tüketicileri belirli ürünleri almaya yönlendiriyor” dedi.
Hanna, farkındalığın önemine dikkat çekti.
Hanna “Danışanlarımdan bir hafta boyunca dürüst bir şekilde yedikleri her şeyi kaydetmelerini isterim.
Bu, kalori veya makro hesaplamasından ziyade, sorunlu noktaları belirlemek içindir” diye konuştu.
Buna göre, örneğin stresli anlarda atıştırma eğilimi varsa, bu zaman dilimleri tespit edilip alternatif stratejiler geliştirilebilir.
4. Gıdaları “iyi” ve “kötü” olarak sınıflandırmak
Hanna, “Danışanlarım bir pizza ya da dondurma yediklerinde suçluluk hissediyor.
Ancak tek bir öğün sizi sağlıklı yapmadığı gibi, tek bir öğün de sağlıksız yapmaz” dedi.
Hanna “Yiyecekleri ‘iyi’ veya ‘kötü’ olarak etiketlemek, besinlerle kurulan ilişkiyi olumsuz etkiler.
Bu durum genellikle aşırı yeme ve ardından gelen kısıtlama döngülerine yol açar” diye ekledi.
Hanna, tüm besinlerin ölçülü şekilde tüketilmesi gerektiğini söyledi.
Bu yaklaşımı sürdürmekte zorlananlar için, düşük besin değerine sahip yiyecekleri evde bulundurmamak etkili bir strateji olabilir.
5. Yağ kaybını fiziksel formun önüne koymak
Hanna, “Fazla vücut yağı uzun vadede kronik hastalık riskini artırabilir.
Ancak bu, kilonun sağlığın tek göstergesi olduğu anlamına gelmez” dedi.
British Journal of Sports Medicine’da yayımlanan bir metaanaliz, kalp-solunum kondisyonun kalp hastalıkları ve ölüm riski üzerinde güçlü bir belirleyici olduğunu ortaya koydu.
Hanna, yağ kaybı yerine fiziksel formun artırılmasının önceliklendirilmesini önerdi.
Hanna “Egzersiz, kilo kaybı sağlamasa bile, sağlığı iyileştirmek için en etkili araçlardan biridir” ifadelerini kullandı.
6. Tüm işlenmiş gıdaları sağlığa zararlı görmek
Aşırı işlenmiş gıdalar, genellikle mutfakta bulunmayan katkı maddeleri, emülgatörler ve aroma vericiler içeren gıdalar olarak tanımlanıyor. Hanna, “Yüksek düzeyde işlenmiş gıdaların sağlığa zararlı olduğu uzun süredir biliniyor. Ancak günümüzde işlenmiş olan her şeyin zararlı olduğu düşünülüyor. Bu doğru değil” dedi. Hanna, “Elbette beslenmede önceliğimiz tam gıdalar olmalı.
Ancak tüm işlenmiş gıdaları aynı kategoriye koymak bilimsel açıdan doğru değil” şeklinde konuştu.

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON










