Kimi çocuk öğrenmeye açık, hevesli iken, kiminin okulu ya da dersleriyle ilgisinin olmaması, ilgisizlikten öte okula gitmemek için direnmesi aileleri bir hayli üzüyor
Çocuk psikolojisinde bu durumu “psikolojik öğrenme güçlüğü” olarak tanımlıyoruz. Diğer yandan yeni bir hayata adım atmanın çocukları ürküttüğü ve onlarda okul fobisi/korkusuna yol açtığı da ayrı bir gerçek. Peki bu gibi durumlarda neler yapmalı? Aileler ne gibi önlemler almalı? Bu sorularımızı Uzman Pedagog Elif Koca yanıtladı.
Psikolojik öğrenme güçlüğü nedir?
Psikolojik öğrenme güçlüğü, öğrenme ve başarı gösterme yetilerinin baskıya uğraması şeklinde tanımlanıyor. Psikolojik öğrenme güçlüğünün nedeni ise çocuğun kendi içinde yaşadığı psikolojik çelişkiler ve gerginlikler. Özellikle anne-babaçocuk üçgeninde yaşanan ilişki bozuklukları psikolojik öğrenme bozukluğunun temel nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Başarısızlık ve öğrenme güçlüğü, bir yandan çocuğun veya gencin içinde bulunduğu koşulların, bir yandan da ebeveynlerin içlerinde bulundukları koşulların bir sonucu olarak görülebilir. Ya da travma, ağır bir hastalık veya ölüm gibi zor psikososyal şartlar içinde bulunmuş ve bu durumlara uyum göstermekte zorlanmış çocukların okul başarılarında inanılmaz gerilemeler gösterdikleri gözlemleniyor.
Okul Fobisi ve Okul Korkusu
Psikolojik öğrenme bozukluğu olan çocukların yanı sıra okul fobisi ve okul korkusu olan çocuklarda da okulda başarısızlık kaçınılmazdır. Okul korkusu okula, öğretmene veya derslerden birine aşırı derecede isteksiz davranma ve o durumdan korkma şeklinde tanımlanır. Çoğunlukla okul korkusunun merkezinde başarısızlık ve sınav korkusu yatar. Bunun nedenleri ise ailelerin hayali beklentileri, uygun olmayan çalışma koşulları ve kısmi öğrenme zorluklarıdır. Okul fobisi denildiğinde ise merkezde ayrılma korkusu yer alır. Okula karşı yöneltilmiş bir korku yoktur ama sonuçta çocuk ebeveynlerinden ayrılmak istemediği için bu korku okul başarısını olumsuz şekilde etkiler.
Ergenler ve Duygusal Dalgalanmalar
Ergenlik kendine özgü duygusal dalgalanmalar, gelişimsel ödevler ve psikolojik açıdan merkez konularla dolu bir geçiş dönemidir. Birçok ergen bu gelişimsel değişikliklere stres ve krizlerle cevap verir. Bu tür ergenlik krizleri daha ileri giderek duygusal bozukluklara, asosyal gelişimlere, ilaç-madde bağımlılığından psikozlara kadar uzanan geniş bir yelpazeye dönüşebilir. Bu gelişim krizleri çoğunlukla geçici olmasına rağmen sadece ağır öğrenme bozuklukları olarak da karşımıza çıkabilir. Ergenlik okul yönünden ciddi sorunların yaşandığı öğrenme motivasyonunun azaldığı ve sıklıkla sınıf tekrarlanmalarının yaşandığı bir dönemdir.
Sonuçta psikolojik öğrenme bozukluklarının merkezinde uzun süreli duygusal bozukluklar yatar. Korku ve depresyon olumlu başarı motivasyonuyla bağdaşmaz. Aile içindeki ihmalkârlık, yoksunluklar ve kötü davranışlar genel psikolojik bütünlüğü bozacağı gibi, çocuğun veya gencin öğrenme ve başarı gösterme yetilerini de oldukça azaltır. Korkusu bastırılmış bir çocuğun duygusal dayanıklılığı aile içinde yaşanılan kötü şartlarla -şiddet vs- birleşir ve okula aşırı derecede yansır. Duygusal kişilik gelişiminin sekteye uğraması kendi başına hareket etme korkusunu destekler ve okul başarısını sekteye uğratır.
Ailenin Rolü Son Derece
Önemli Okul başarısında ailenin sunduğu koşullar ve yetiştirme tarzı çok önemli bir yer tutar. Ailenin çocuğa karşı aşırı ilgisi, aşırı beklentiler veya ihmalkârlık bunun yanında fazla karışma, kısıtlama gibi dengesiz eğilimler çocuğun ruhsal gelişimine ve dolayısıyla başarısına olumsuz etkide bulunur. Bunun yanında aile içinde okul başarısının önemine fazla yer verilmesi, olayın başka boyutunu oluşturur. Burada ailenin tatmin edilmemiş başarı isteği çocukta duygusal blokelere sebep olur ve bu da öğrenme bozukluklarını beraberinde getirir. Burada ailenin davranışında bir yandan fazla istekler ve beklentiler, bir yandan da bu istekler doğrultusunda çocuğun kendisine bağımlı ve hep küçük kalmasını isteme görülür. Örneğin annenin 7. sınıftaki çocuğa ev ödevlerini yaptırması ve kontrol etmesi gibi… Burada çocuk kendi otonomisini kazanamaz ve özgüveni tamamen zedelenir. Ailenin bu koruyucu tavrı çocuğun hata yapma ve başarısız olma deneyimlerini elinden alır. Böylece çocuk gerçeklere uyum sağlayamaz ve çelişki çözme yetisini kazanamaz. Çocuğun okul başarısını olumsuz etkileyen diğer bir durum ise ailenin okula ve öğretmenlere karşı gösterdikleri direnç ve uzaklıktır. Öğretmenlerin ebeveynler tarafından sürekli eleştirilmesi ve saygı gösterilmemesi çoğu zaman ebeveynlerin sosyal kıskançlığından ileri gelir ve altında istem dışı kendini yetersiz hissetme duyguları yatar. Bunun sonucunda aile çocuğun ön plana çıkmasını ister ve bunun için de aşırı başarı bekler.
Çocuğun başarısızlığını tamamen okula ve okul koşullarına yüklemek ise öğrenme ve başarı isteğinde baskılanmalara, sektelere yol açar. Çünkü özeleştiri, hata analizi ve gerçeklik ortadan kalkmış olur.
Peki ne yapılabilir?
Bu tür durumlarda gerekiyorsa profesyonel yardım alınmalıdır. Bir yandan aileye yönelik danışmanlık yapılabilir diğer yandan ise çocuk merkezli psikoterapi uygulanılabilir. Burada amaç; başarısızlıkta rol oynayan önemli faktörleri değiştirmek, başarı motivasyonunu artırmak ve çocuğun tekrar başarılı olmasını sağlamaktır. Aile çocuğun başarısızlığındaki payını anlamalı, belirlemeli ve bunu değiştirmeye çalışmalıdır.



ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON









