Nature Aging’de yayımlanan araştırmaya göre beyin fonksiyonlarındaki düşüş 57, 70 ve 78 yaşlarında belirginleşiyor; uzmanlar bunun yaşam tarzıyla değişebileceğini söylüyor
Bilişsel gerileme aslında yaşlanmanın olağan bir parçası. 40’lı yaşlardan itibaren fark edilmeye başlıyor, 50’li yaşların ortalarında ise sık sık bir odada ne yapmak istediğini unutma gibi durumlarla kendini gösteriyor.
Telegraph’ın haberine göre yeni yayımlanan bir araştırma ise bu doğal sürecin belirli dönemlerde keskinleştiğini ortaya koydu.
Çin’de yürütülen ve Nature Aging dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, beyin fonksiyonlarındaki düşüş üç kritik yaşta belirginleşiyor: 57, 70 ve 78. Araştırma kapsamında, beyin yaşlanması ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili 13 proteinin seviyeleri incelendi ve bu dönüm noktalarının hormon değişimleri ve emeklilik gibi yaşam evreleriyle yakından ilişkili olduğu görüldü.
Cambridge Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’nden Prof. Barbara J. Sahakian, bu bulguları değerlendirirken asıl belirleyici unsurun yaşam tarzı olduğunu vurguluyor.
Sahakian’a göre 57 yaşın ortasında fiziksel değişimleri nasıl yönettiğimiz, 70 yaşına gelirken ve emeklilik sonrasında beynimizi nasıl uyardığımız ve 78’e doğru giderken zihinsel rezervimizi ne kadar güçlendirdiğimiz beyin yaşlanmasının seyrini belirliyor. Sahakian, kalp krizini önlemek için kolesterolü yıllar öncesinden kontrol altına aldığımız gibi, bilişsel gerilemeyi de en az 10 yıl öncesinden atılacak adımlarla yavaşlatmanın mümkün olduğuna dikkat çekiyor.
57 yaş: Orta yaşın beyne yansıması
Beynin yaşlanma süreci aslında 30’larda başlıyor ancak 57 yaş civarında beyaz madde kaybının artmasıyla hacim küçülmesi daha görünür hale geliyor. Bu durum beynin bölgeleri arasındaki iletişimi yavaşlatıyor. Orta yaş sonrasında alınan kilolar ise tabloyu ağırlaştırıyor. Longevity alanında çalışmalar yapan Dr. Sabine Donnai, fazla kilonun beyne giden kan akışını azalttığını, atık maddelerin temizliğini yavaşlattığını ve yağ dokusunun tetiklediği inflamasyon nedeniyle nöronların zarar gördüğünü belirtiyor. Kolesterol seviyesinin demans riskini artırdığına dair yeni bulgular da bu yaş grubunda dikkatle takip edilmesi gerektiğini gösteriyor.
Araştırmaya göre kötü yaşam alışkanlıkları protein düzeylerini olumsuz etkiliyor fakat bunun tersi de mümkün. Düzenli egzersizin hipokampusu büyüttüğü ve hafızayı güçlendirdiği çok sayıda çalışmayla doğrulanmış durumda. Prof. Sahakian, kalp atışını bir miktar hızlandıran her türlü düzenli aktivitenin beyin için koruyucu bir etki yarattığını söylüyor. Dr. Donnai ise yaş ilerledikçe kasları zorlayan basit günlük hareketlerin bile önemli olduğunu hatırlatıyor. Menopoz döneminde hormonların beyin üzerinde oynadığı rolle ilgili çalışmalar ise östrojen ve testosteron gibi hormonların nörolojik fonksiyonlar için kritik olduğunu ortaya koyuyor.
70 yaş: Azalan uyarım
70 yaş civarında tau proteininin birikimi artıyor, sinaptik bağlantılar azalıyor, kortikal incelme başlıyor ve frontal lob ile hipokampusta hacim kaybı görülüyor. Araştırmacılara göre bunun temel nedenlerinden biri beynin yeterince uyarılmaması. Prof. Sahakian bu dönemi “emeklilik etkisi” olarak tanımlıyor. 60’lara doğru insanlar zor ve yeni şeylerden uzaklaşıyor, rutinlere sığınıyor. Sahakian bunun tehlikeli olduğunu belirterek “Kullanmazsan kaybedersin” ifadesinin bilimsel gerçekliğe sahip olduğunu söylüyor.
Bu dönemde sosyal izolasyon ve yalnızlık da ciddi risk faktörleri. Araştırmalar, yalnızlığın demans riskini yaklaşık yüzde 30, sosyal izolasyonun ise yüzde 60 artırdığını gösteriyor. Çin çalışmasında incelenen 13 proteinin beşinin yalnızlıkla birlikte yükselmesi de bu tabloyu destekliyor. Prof. Sahakian, sosyalleşmenin beyinsel uyarım açısından hayati olduğuna dikkat çekiyor. Ona göre aşırıya kaçmamak kaydıyla bir içki eşliğinde sürdürülen sohbetlerin bile yaşlılıkta bilişsel gerilemeyi yavaşlatıcı etkisi var.
78 yaş: En kritik dönem
78 yaşına gelindiğinde beyin hacmi daha fazla küçülüyor, kan akışı azalıyor ve inflamatuar proteinlerin biriktiği görülüyor. Bu dönemde asıl belirleyici olan, kişinin önceki yıllarda zihinsel rezervini ne kadar güçlendirdiği. Prof. Sahakian, IQ’nun genetik bir unsur olabileceğini ancak yeni şeyler öğrenme ve zorlukla baş etme becerisinin tamamen bireyin kontrolünde olduğunu vurguluyor. Ev içi görev dağılımının bile rol oynayabileceğini, televizyonu kurmak, teknik işlerle ilgilenmek gibi bilişsel görevlerin zihin uyarımı açısından faydalı olduğunu belirtiyor. Dr. Donnai ise bu yaşlarda inflamasyonu tetikleyen unsurların azaltılması gerektiğini söylüyor.
Stres, rafine şeker, çevresel toksinler ve mikroplastikler vücudu kronik bir mücadele durumuna sokuyor. Vücudun detoksifikasyon sistemleri oldukça güçlü olsa da günlük hayatta maruz kalınan kimyasalların sayısının artması bu sistemleri zorluyor. Donnai, sıcak içeceklerin plastik kaplarda tüketilmemesi gibi basit önlemlerle bile mikroplastik maruziyetinin azaltılabileceğini belirtiyor. Ona göre beyin hayatta kalmak için tasarlanmış bir organ ve sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve hareket ile yaşlanma sürecinin olumsuz etkileri büyük ölçüde hafifletilebilir.

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON










