Aysun Mete
Genellikle değerini kaybettikten sonra anladığımız, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,” dedirten hayat virajlarımız vardır. Bazen bir sınavdan geçtiğimizi düşündürürler. Bazen kaygılı ve stresli, bazen görünmez, bazen de ne yapacağımızı bilemediğimiz anlardır. Kimi zaman sessizce yaklaşırlar, kimi zaman da bağıra bağıra değişime zorlarlar bizi. Ama hepimizin hayatında iz bırakan, bizi başka bir yöne çeviren dönüm noktaları mutlaka vardır.
Bazen doğru olduğunu yalnızca hissettiğimiz bir seçenekle karşı karşıya kalırız. Bazen de yanlış kararlarımızın sonuçlarıyla yüzleşiriz.
Kendinizi dört duvar arasında sıkışmış gibi hissettiğiniz yol ayrımlarında siz de kaldınız, biliyorum. Seçenekleriniz arasında gidip geldiğiniz, bir ileri iki geri düşündüğünüz zamanlar oldu. Hayatınızın böyle kritik dönemlerinde ne yapacağınıza ve hangi kararı vereceğinize dair bir netlik aradınız.
Benim yaşadıklarım da sizinkilerden çok farklı değil. Böyle zamanlarda bazen, “Keşke birileri bana ne yapacağımı söylese, her şey daha kolay olurdu,” diyorum. Belki de öyle hissediyorum çünkü seçim yapmak sandığımız kadar kolay değil. Seçenekler çoğaldıkça daha fazla analiz ediyor, düşündükçe karar vermekten uzaklaşıyoruz.
ZOR SEÇİMLER
Felsefeci ve yazar Ruth Chang, zor bir seçimle karşılaştığımızda yalnızca seçenekler arasında karar vermediğimizi, aynı zamanda olmak istediğimiz insanın bir versiyonunu da seçtiğimizi söylüyor.
Örneğin, lüks bir yaşam sürmek isteyen biri bunu sağlayacak bir kariyere yönelebilir. Sporcu olmak isteyen biri de onu hedefine götürecek yolu seçer. Chang’a göre zor seçimler yalnızca artıları ve eksileri tartmakla ilgili değil; yeni olasılıklar yaratmakla da ilgili. Yani verdiğimiz kararlar, gelecekte kim olacağımızı da şekillendiriyor.
Bu yüzden zor bir seçimle karşılaştığımızda kendimize sormamız gereken soru yalnızca “Hangisi daha iyi?” değil, “Ben nasıl biri olmak istiyorum?” olmalı. Seçimimizin hem kendimiz hem de kararımızdan etkilenecek insanlar için ne anlama geldiğini de düşünmeliyiz.
Bir kavşakta doğru kararı vermek her zaman kolay değil. Bence işe öncelikle kararlarımızı kendimiz için alarak başlamalıyız. Çünkü bizim için neyin doğru olduğunu bizden daha iyi kimse bilemez. Başkalarının hedeflerimizle aramıza girip bizim yerimize karar vermesine izin vermemeliyiz.
Bu hayat bize ait. Onu yaşayan ve sonuçlarına katlanan da biziz. Sezgilerimize güvenmek de önemli. Verdiğimiz kararın arkasında durabilmek, her adımda yeniden şüpheye düşmemek gerekiyor. Bir de işleri biraz oluruna bırakabilmek var ki çoğumuzun takıldığı noktalardan biri de bu.
Hata yapmaktan korkmamak gerek. Hatalar da hayatın bir parçası. Bazen düşüncelerimizi yüksek sesle anlatmak bile kararsızlığımızı hafifletiyor. Seçeneklerimizi dile getirdiğimizde kafamızdaki karmaşa azalıyor, ne istediğimiz daha net ortaya çıkıyor.
Ben böyle zamanlarda bana yakın birini arayıp seçeneklerimi yüksek sesle sıralamayı tercih ederim. Düşüncelerimi dile getirdiğimde kafamdaki karmaşa azalır, ne istediğimi daha iyi anlarım. Bazen ihtiyacımız olan şey, kararımızı bizim yerimize verecek biri değil, kendi cevabımızı bulana kadar bizi dinleyecek biridir.
ARTI VE EKSİLER
Kendinizi çok sıkışmış hissediyorsanız basit bir artılar-eksiler listesi hazırlayın. Ama bunu yalnızca zihninizde yapmayın; elinize bir kâğıt kalem alın ve yazın. Çünkü seçenekleri zihnimizde tekrar tekrar tartmak, kararsızlığımızı daha da artırabiliyor.
Kararınızı verdikten sonra da kendinizi sürekli sorgulamaktan vazgeçin. Seçiminizi kabullenin ve ilerleyin. İyi ya da kötü, karar artık sizin. Bunu unutmayın. Zaten nadiren kusursuz bir seçim vardır. Her kararın kendine göre riskleri ve getirdikleri olur.
Bazen verdiğimiz bir karar yüzünden uçağı son anda kaçırır, başka bir uçuşa koşarak yetişir ve hiç beklemediğimiz bir kazayla karşılaşırız. Belki de hayatımızı baştan sona değiştiren yeni bir döneme gireriz. Ya da uçakta yanlış koltuğa oturduğunu söylemek için yanımızdaki kişiye döner, gözlerinin içine bakar ve ona âşık oluruz. Kim bilir, belki de hikâyemiz tam o anda başlar.
İşte hayatın sürprizleri böyle. Bazen aydınlık, düz ve huzurlu bir yolda ilerlerken karşımıza bir çıkmaz sokak tabelası çıkar. Yüzümüze sert bir tokat yemiş gibi oluruz. Yolun sonunda çıkış olmadığını fark eder, kendimizi bir tuzağın içinde sıkışmış buluruz. Başka bir yol ararız ama hiçbir seçenek göremeyiz.
Belki de hayatımızdaki dönüm noktasını kaçırmışızdır.
Bazen bizi kurtaracak yol, geldiğimiz yoldur. Geri dönmek, aynı basamakları yeniden geçmek ve daha önce fark etmediğimiz dönüş noktasını görmek zorundayız. Bunun için de dönüp geriye bakacak cesarete ihtiyacımız var.
Değişim korkutucudur. Öyle ki birçok insan hayatındaki önemli dönüm noktalarını görmezden gelir. Yeni fırsatlara bakmak yerine alıştığı yolda ilerlemeyi sürdürür; bir şeylerin değişmesini bekler ama başka ihtimalleri görmeye yanaşmaz.
Oysa bazen alıştığımız düşünme biçiminden uzaklaşıp etrafımıza yeniden bakmamız gerekir. Hayatımızdaki önemli dönüm noktaları çoğu zaman bize değerli dersler verir.
Sağlık sorunları yaşadığımızda sağlığın değerini, zorluklarla başa çıkmayı ve kendimize bakmanın önemini öğreniriz.
Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde yas tutmayı, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu, sevdiklerimizle geçirdiğimiz zamanın değerini ve iyileşmenin ne anlama geldiğini öğreniriz.
Evlilik veya boşanma gibi önemli değişimlerde bağlılığı, uzlaşmayı ve kişisel sorumluluklarımızı yeniden düşünürüz.
İş değiştirmek veya işimizi kaybetmek, yeni koşullara uyum sağlamanın, ilişkiler kurmanın ve tutkularımızın peşinden gitmenin önemini hatırlatır.
Arkadaşlıklarımızda, romantik ilişkilerimizde veya aile hayatımızda yaşadığımız değişimler ise empatiyi, iletişimi ve sağlıklı sınırlar koymayı öğretir.
Bütün bu dönüm noktaları zamanla bakış açımızı, değerlerimizi ve hayattan beklentilerimizi şekillendirir.
ZİHİN KAPILARIMIZ
Danışanlarımdan M. Andura, yaşadığı dönüm noktasını şöyle anlatıyor:
“Yaşadığım dönüm noktası hızlı bir değişime yol açmadı ama kendime dönüp bakmam için bir alan açtı. Kararlarımdan, davranışlarımdan ve hayatımda izlediğim yönden şüphe etmeye başladım. Bu süreçte ne istediğimi, ilerlemek için neleri bırakmam gerektiğini daha iyi anladım. Kişisel gelişimim de bu farkındalıkla başladı.”
Bence çok güzel bir tespit.
Benim için de hayatımdaki dönüm noktaları yalnızca hayatımı değiştirmekle kalmadı; hikâyemi paylaşmak ve başkalarına cesaret vermek için de bir fırsat oldu.
Hepimiz bizi sonsuza dek değiştiren dönüm noktaları yaşıyoruz. Hayatımızı bazen “öncesi ve sonrası” diye ikiye ayırıyoruz: Çocuklardan önce ve sonra, teşhisten önce ve sonra, bir kayıptan önce ve sonra…
Bu anlar kimliğimizi, alışkanlıklarımızı ve dünyadaki yerimize dair inançlarımızı değiştiriyor. Bazen yönümüzü tamamen başka bir tarafa çeviriyor.
Burada önemli olan yalnızca ne yaşadığımız değil, yaşadıklarımızdan ne öğrendiğimiz ve onlara nasıl bir anlam verdiğimiz. Üstelik kendi deneyimlerimizi paylaşarak hayatında değişim yaşayan başka insanlara umut verebilir, onların kendilerini daha az yalnız hissetmelerine yardımcı olabiliriz.
Bazen bir başkasının hikâyesi, bizim hayatımızda hiç beklemediğimiz bir kapıyı açar. Onun yaşadıklarında kendimizden bir parça bulur, kendi yolumuzla ilgili yeni şeyler fark ederiz.
Hayat; gerilim, dram ve beklenmedik olay örgüleriyle dolu, kimi zaman ne olacağını kestiremediğimiz bir roman gibi. İyi yazılmış her hikâyede olduğu gibi, bizim hayatımızda da yeni bir bölüme geçmemiz gereken zamanlar var. Bazen bunu biz seçiyoruz, bazen de hayat bizi o noktaya getiriyor.
İşte böyle zamanlarda şunu hatırlayalım: Seçimler her zaman karşımıza çıkacak. Zor kararlar vermek de büyümenin bir parçası. Her yol bizi aynı yere götürmeyecek ama her dönüm noktasında kendimizle ilgili yeni bir şey öğrenme fırsatımız var.
Kapılarınızın mutluluğa ve sağlığa açıldığı, kendinize güvenerek yeni yollar keşfettiğiniz güzel bir hafta olsun!
- Bu sadece bir his
- Hafızamızın anlattığı hikaye
- Bir gün bugünü özleyeceğimizi bilerek yaşamak
- Hislerimizi mi anlatıyoruz, karşımızdaki insan hakkında hüküm mü veriyoruz?
- Bildiğimizi sandığımız şeyler
- Tartışırken nereye vurduğumuz karakterimizi gösterir
- İlişki kurmak öğrenilebilir; peki öğrenmek istemeyen birine öğretilebilir mi?
- Her Suçlama Gerçeğin Değildir; Bazen Korkunun Sesidir
- Beklemek de Bir Karardır
- Bizi Değiştiren Değil, Hızımızı Değiştiren İnsanlar




