The Guardian’ın analizine göre Budapeşte’den Barselona’ya, Paris’ten New York’a belediye başkanları artık yalnızca kenti yöneten isimler değil; konut krizinden iklim değişikliğine, aşırı sağın yükselişinden demokrasi mücadelesine kadar pek çok küresel sorunun ilk muhatabı haline geliyor
Dünyanın pek çok kentinde belediye başkanlarının rolü köklü biçimde değişiyor. The Guardian’ın Avrupa Toplulukları muhabiri Ashifa Kassam’ın analizine göre, klasik protokol görevleriyle özdeşleşen belediye başkanlığı, giderek siyasal ve toplumsal krizlerin merkezine taşınan bir pozisyona dönüşüyor.
Budapeşte’de belediye başkanının hükümetin Onur Yürüyüşü yasağına karşı çıkması, Barselona’da turistik kiralık daireleri 2028’e kadar tamamen kaldırmayı hedefleyen radikal konut planı ya da Paris’te Seine Nehri’ni yüzülebilir hale getiren ve otomobillere kapalı alanları genişleten kentsel dönüşüm hamleleri, bu dönüşümün en görünür örnekleri arasında yer alıyor.
Barselona Belediye Başkanı Jaume Collboni, bu süreci “yeni bir belediye başkanlığı tanımı” olarak nitelendiriyor. Collboni’ye göre, küresel sorunların yerelde somut etkiler yaratması, belediye başkanlarını kaçınılmaz olarak siyasetin ön cephesine itiyor: “Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunlar yerel çözümler gerektiriyor. Vatandaşların gündelik hayatıyla en doğrudan temas halinde olan biziz.”
Bugün dünyanın pek çok kentinde belediye başkanları, yalnızca asfalt, ulaşım ya da imar değil; demokrasinin sınırları, sosyal adalet ve kültürel haklar üzerine de mücadele veriyor. Kassam’ın analizine göre, bu yeni rol kalıcı: Küresel krizler derinleştikçe, siyaset de giderek belediyelerin kapısına dayanıyor.
Konut krizi belediyeleri birleştiriyor
Collboni’nin göreve başlamasının ardından diğer Avrupa kentlerinin belediye başkanlarıyla yaptığı görüşmelerde en sık gündeme gelen başlık konut fiyatlarındaki artış oldu. Bu temaslar, kısa sürede Mayors for Housing adlı ve Avrupa genelinde 17 belediye başkanını bir araya getiren yeni bir ittifaka dönüştü. Amaç, artan kira ve konut maliyetlerine karşı ortak politikalar geliştirmek ve AB fonlarının sosyal konuta yönlendirilmesini sağlamak. “Bu böyle devam edemez diyenler biziz,” diyen Collboni, belediyelerin artık yalnızca uygulayıcı değil, politika üreten aktörler haline geldiğini vurguluyor.
Kültür savaşlarının hedefinde belediyeler
Belediye başkanlarının artan görünürlüğü, onları aynı zamanda kültür savaşlarının da hedefi haline getiriyor. Paris’te Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun 15 dakikalık mahalleler, yeşil alanlar ve otomobil karşıtı düzenlemeler üzerine kurulu politikaları, ilerici çevrelerce küresel ölçekte örnek gösterilirken; aşırı sağ ve merkez sağ tarafından sert biçimde eleştirildi.
“Her kriz belediyeye çarpıyor”
Londra Ekonomi Okulu’nda (LSE) şehirler üzerine çalışan akademisyenlere göre bu dönüşüm tesadüf değil. LSE Cities Direktörü Ricky Burdett, belediyelerin artan rolünü iki temel faktöre bağlıyor: hızlanan kentleşme ve krizlerin yerelde patlak vermesi. Burdett’e göre 2050’ye kadar dünya nüfusunun yüzde 70’i kentlerde yaşayacak.
İklim felaketleri, göç dalgaları, sosyal eşitsizlikler ve altyapı krizleri ise doğrudan belediyelerin kapısını çalıyor: “Bir şehir sel basarsa, yangın çıkarsa ya da aniden mülteci akını yaşanırsa bununla uğraşan ulusal hükümet değil, belediyedir.” Bu artan sorumluluklara karşın, birçok şehir azalan bütçeler ve merkezi yönetimlerle yaşanan yetki mücadeleleri nedeniyle mali baskı altında. Bu nedenle LSE, geçtiğimiz ekim ayında Avrupa’daki belediye başkanlarına yönelik özel bir liderlik programı başlattı. Harvard Üniversitesi’nin 2018’de başlattığı benzer bir programdan esinlenen bu girişim, belediye başkanlarını giderek sertleşen siyasal iklim ve sosyal medya baskısına karşı hazırlamayı amaçlıyor.
Budapeşte: Yerel yönetim–merkez çatışmasının laboratuvarı
Bu gerilimin en çarpıcı örneklerinden biri Macaristan’da yaşanıyor. Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karácsony, Haziran ayında on binlerce kişiyi hükümetin Pride yasağına rağmen sokağa dökerek Başbakan Viktor Orbán’a meydan okudu. Karácsony, Budapeşte ile merkezi hükümet arasındaki ilişkiyi “küresel eğilimlerin bir laboratuvarı” olarak tanımlıyor.
Orbán’ın 2010’dan bu yana şehre aktarılan fonları kısıtladığını ve kentin kültürel etkisini törpülemeye çalıştığını söylüyor. Pride yürüyüşü sonrası polis tarafından şüpheli sıfatıyla sorgulanması ve hakkında dava tavsiyesi verilmesi, bu baskının sembolik örneklerinden biri. “Belediye çalışanlarının maaşlarını ödeyemeyecek noktaya geliyoruz” diyen Karácsony, yerel yönetimlerin hem mali hem siyasi olarak sıkıştırıldığını belirtiyor.



ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON











