Olay Gazete Turkish Newspaper in London
  • İNGİLTERE GÜNDEMİ
  • TOPLUM
  • EKONOMİ
  • YAŞAM/SAĞLIK
  • KÜLTÜR/SANAT
  • EĞLENCE/TATİL
  • WEBTV
  • MODA/TASARIM
  • SPOR
  • İNGİLTERE GÜNDEMİ
  • TOPLUM
  • EKONOMİ
  • YAŞAM/SAĞLIK
  • KÜLTÜR/SANAT
  • EĞLENCE/TATİL
  • WEBTV
  • MODA/TASARIM
  • SPOR
No Result
View All Result
Olay Gazete Turkish Newspaper in London

Hafızamızın anlattığı hikaye

22/10/2026
Bu yazı 22 Ekim 2026 tarihinde yayınlanmıştır
Aysun Mete

“Ben bunu çok net hatırlıyorum…”

Ne kadar tanıdık bir cümle. Bir tartışmanın ortasında, ailemizle konuşurken, eski bir arkadaşımızdan söz ederken ya da yıllar önce yaşadığımız bir ilişkiyi anlatırken kolayca söylüyoruz. Çünkü o olayı yaşayan biziz. Oradaydık. Duyduk, gördük, hissettik. Başkasının bize anlattığı bir hikâyeden değil, kendi hayatımızdan söz ediyoruz.

Belki de bu yüzden hafızamıza bu kadar güveniyoruz. “Ben yaşadım, ben biliyorum” diyoruz. Hatta çoğu zaman fark etmeden bir adım daha ileri gidiyoruz: “Ben böyle hatırlıyorsam, kesinlikle böyle olmuştur.”

Peki gerçekten öyle mi?

Ben kendi hayatıma ve geçmişte yaşadığım bazı olaylara dönüp baktığımda, bunun her zaman böyle olmadığını fark ediyorum. Özellikle aile ilişkilerimde, yıllar önce yaşanan bazı olayları bugün hâlâ çok net hatırladığımı düşündüğüm zamanlar oldu. “Hayır, o öyle değildi. Böyle olduğu için böyle olmuştu” diye düşündüğüm, hatta bunu oldukça kesin bir şekilde savunduğum anlar… Sonra aynı olayla ilgili başka birinin anlattığı versiyonu dinlediğimde durduğum zamanlar da oldu.

“Bir dakika… Ben bunu böyle hatırlıyorum ama gerçekten böyle olmayabilir.”

Bence burada çok önemli bir ayrım var: Bir şeyi yaşamış olmakla, yaşadığımız şeyi yıllar sonra aynı doğrulukta hatırlamak aynı şey değil.

Hafızamız bir güvenlik kamerası gibi çalışmıyor. Yaşadığımız her anı eksiksiz kaydedip yıllar sonra aynı görüntüyü önümüze koymuyor. Zaman geçiyor, biz değişiyoruz, yeni deneyimler yaşıyoruz, yeni şeyler öğreniyoruz ve geçmişte yaşadığımız olaylara bugünkü gözlerimizle bakıyoruz. Hatırlama dediğimiz şey de yalnızca geçmişte kaydedilmiş bir görüntüyü geri çağırmaktan çok daha karmaşık bir süreç.

Belki de bu yüzden geçmişimize döndüğümüzde yalnızca “Ne olmuştu?” diye sormak yetmiyor. “Ben bunu nasıl hatırlıyorum ve neden böyle hatırlıyorum?” diye de sormamız gerekiyor.

Çünkü bazen olayın kendisini değil, olayın bizde bıraktığı duyguyu hatırlıyoruz.

Ben bunu kendi hayatımda çok fark ettim. Yıllar önce yaşadığım bazı olaylarda bana tam olarak ne söylendiğini, konuşmanın hangi cümleyle başladığını ya da karşımdaki insanın hangi kelimeyi kullandığını bugün dakika dakika hatırlamayabilirim. Ama o anda hissettiğim üzüntüyü, hayal kırıklığını, yalnızlığı, öfkeyi ya da değersizlik duygusunu çok net hatırlayabilirim.

Bazen olayın ayrıntıları siliniyor, duygu kalıyor.

Özellikle aile ilişkilerinde ve arkadaşlıklarda bunu daha fazla görüyorum. Çok değer verdiğim bir arkadaşımın yıllar önce yaptığı bir hatayı bugün cümle cümle anlatamayabilirim. “Tam olarak ne olmuştu?” diye düşündüğümde bazı ayrıntılar artık aklıma gelmeyebilir. Ama o dönemde yaşadığım kırgınlığı çok net hatırlıyorsam, belki de o duygunun etkisiyle o insanı hayatımdan çıkarmış olabilirim.

İşte tam burada kendime önemli bir soru soruyorum:

Bugün verdiğimiz karar neye dayanıyor? Olayın kendisine mi, yoksa olayın bizde bıraktığı duyguya mı?

Çünkü hissettiğimiz şey gerçek olabilir ama o duyguya verdiğimiz anlam yıllar içinde değişebilir.

“Ben o gün çok kırıldım.”

Bu benim deneyimimdir. O duyguyu gerçekten yaşamışımdır.

Ama “Beni kırdı çünkü beni hiç önemsemiyordu” dediğim anda artık yalnızca kendi duygumu anlatmıyorum. Karşımdaki insanın davranışına bir anlam veriyor, hatta onun niyetini açıklıyorum.

Aradaki fark küçük gibi görünse de aslında çok büyük.

Bir insan bizi gerçekten incitmiş olabilir ama bizi incitmek istememiş olabilir. Bir davranış bizi değersiz hissettirmiş olabilir ama karşı tarafın amacı bizi değersiz hissettirmek olmayabilir. Ya da tam tersi; bizim iyi niyet olarak gördüğümüz bir davranışın altında, yıllar sonra bile fark edemediğimiz başka bir gerçek olabilir.

Dolayısıyla duygumuzun gerçek olması, o duyguya yüklediğimiz yorumun da kesinlikle doğru olduğu anlamına gelmiyor.

Bence insanın bunu kabul etmesi kolay değil. Çünkü bazen yalnızca hafızamızı değil, geçmişteki kendimizi de savunuyoruz.

“Ben böyle hissettim.”

“Ben böyle gördüm.”

“Ben böyle tepki verdim.”

“Demek ki bir nedeni vardı.”

Evet, vardı. Fakat o nedenin bugün hâlâ aynı şekilde açıklanması gerekmiyor.

Yıllar önce bir arkadaşımızla, ailemizden biriyle ya da partnerimizle yaşadığımız bir olayı bugün farklı değerlendirebiliriz. Çünkü artık aynı insan değiliz. Aradan geçen yıllarda başka şeyler yaşadık, başka insanlarla tanıştık, hayal kırıklıkları yaşadık, öğrendik, değiştik. Bugün bildiğimiz bazı şeyleri o gün bilmiyorduk.

Bu yüzden geçmişte verdiğimiz bazı kararları bugün farklı değerlendirmemiz, geçmişteki halimizin aptal ya da değersiz olduğu anlamına gelmiyor.

Belki o gün yanıldık.

Belki doğru gördük.

Belki de ikisinin arasında bir yerdeydik.

Ama bugün başka türlü görebiliyorsak, bunun nedeni geçmişteki halimizin daha az değerli olması değil; bugün daha fazla şey yaşamış olmamız.

Bence kişisel gelişimin önemli bir tarafı da burada başlıyor: Geçmişteki kendimizi sürekli yargılamak yerine onu anlamaya çalışmak.

Çünkü bazen “Ben yanılmışım” demek yalnızca bir olay hakkındaki düşüncemizi değiştirmek anlamına gelmiyor. Yıllar önce verdiğimiz bir kararın da yanlış olabileceğini kabul etmek anlamına geliyor.

Bir arkadaşımızı neden hayatımızdan çıkardığımızı…

Bir aile üyemizle neden mesafe koyduğumuzu…

Bir ilişkiyi neden bitirdiğimizi…

Bir insanın bize neden böyle davrandığına neden inandığımızı…

Eğer yıllardır taşıdığımız yorum değişirse, geçmişte verdiğimiz kararın anlamı da değişebiliyor.

Belki de bu yüzden insan kendi hatırladığı versiyona bu kadar sıkı tutunuyor. Çünkü bazen aslında hafızamızı değil, o günkü kendimizi savunuyoruz.

“Ben o gün bunu boşuna hissetmedim.”

“Ben o tepkiyi boşuna vermedim.”

“Ben o insanı boşuna hayatımdan çıkarmadım.”

Bu düşüncelerin arkasında elbette gerçek bir deneyim olabilir. Fakat bir deneyimin gerçek olması, onu yıllar sonra yalnızca tek bir açıklamayla hatırlamak zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor.

Belki de duygumuz doğruydu ama yorumumuz eksikti.

Duygu gerçek olabilir, yorum değişebilir.

Bu ayrımı öğrendiğimizde geçmişe bakışımız da değişiyor.

Özellikle ilişkilerde bunu düşündüğümde konu daha da ilginç hale geliyor. İki insan aynı tartışmayı yaşayıp yıllar sonra iki farklı hikâye anlatabiliyor.

Birisi, “Sen o gün beni herkesin içinde küçümsedin” diyebilir.

Diğeri, “Ben seni küçümsemedim, sadece şaka yaptım” diyebilir.

Peki hangisi doğru?

Belki ikisinin de kendi deneyimi açısından doğru olduğu bir taraf vardır.

Bir kişi gerçekten aşağılanmış hissedebilir. Diğeri gerçekten aşağılamak istememiş olabilir. Çünkü niyet ile etki aynı şey değildir.

Bir insanın niyeti başka olabilir, bizim yaşadığımız etki başka.

Aynı şekilde, iki insan aynı olayın içinde bulunup yıllar sonra farklı şeyler hatırlayabilir. Bunun nedeni her zaman birinin yalan söylemesi değildir. O sırada ne hissettiğimiz, neye dikkat ettiğimiz, geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz ve olayın bizim için taşıdığı anlam, hatırladığımız şeyi etkileyebilir.

Bu nedenle bir tartışmada en emin görünen kişinin otomatik olarak haklı olduğunu düşünmek bana artık çok anlamlı gelmiyor.

“Ben bunu çok net hatırlıyorum” demek başka.

“Benim hatırladığım kesinlikle doğrudur” demek başka.

İlkinde kendi deneyimimizi anlatıyoruz. İkincisinde kendi deneyimimizi gerçeğin tamamı haline getiriyoruz.

Ben artık biri bana “Hayır, öyle olmadı. Ben bunu farklı hatırlıyorum” dediğinde hemen kendi hafızamı savunmamaya çalışıyorum. İlk anda içimden “Hayır, sen yanılıyorsun” deme isteği yine gelebiliyor. Ama artık biraz duruyorum.

“Acaba onun da haklı olduğu bir taraf var mı?”

“İkimiz de aynı olayı farklı hatırlıyor olabilir miyiz?”

“Ben şu anda yaşanan şeyi mi savunuyorum, yoksa kendi hikâyemi mi?”

Bence bu soruları sorabilmek insanın kendine olan güvenini azaltmıyor. Tam tersine, daha olgun bir güven duygusu yaratıyor.

“Ben hiçbir şey bilmiyorum” demek değil bu.

“Ben bildiğimden emin olabilirim ama yine de yanılıyor olabilirim” diyebilmek.

Belki de gerçek özgüven biraz da burada.

Çünkü hafızamıza güvenmek zorundayız. Günlük hayatımızı hafızamız olmadan sürdüremeyiz. Fakat hafızamıza güvenmekle onu mutlak gerçeğin kendisi ilan etmek arasında büyük bir fark var.

Ve bu farkı kabul ettiğimizde, geçmişle ilişkimiz de değişmeye başlıyor.

Bugünkü ben, geçmişteki ben değilim.

Bugün sahip olduğum deneyimler, ilişkiler, hayal kırıklıkları, öğrendiklerim ve farkındalıklarım yıllar önce elimde değildi. Dolayısıyla bugünkü aklımla geçmişteki kendimi yargılamak çok kolay.

“Nasıl bunu göremedin?”

“Nasıl buna inandın?”

“Nasıl böyle tepki verdin?”

Bunları söylemek kolay.

Ama artık kendime başka bir soru sormaya çalışıyorum:

“O gün bunu neden böyle görmüş olabilirim?”

Bu soru çok şeyi değiştiriyor.

Çünkü geçmişteki Aysun’un elinde bugünkü Aysun’un bilgileri yoktu. Bugünkü deneyimlerim, bugünkü farkındalığım ve bugünkü bakış açım o gün mevcut değildi.

Belki geçmişte bazı konularda yanıldım. Ama o günkü ben, o gün bildikleri ve hissettikleriyle hareket etti.

Bugün aynı kararı vermeyebilirim.

Bugün aynı insana aynı şekilde bakmayabilirim.

Bugün aynı olaydan başka bir anlam çıkarabilirim.

Ve bunda yanlış bir şey yok.

Bence kişisel gelişim, geçmişteki kendimizi sürekli düzeltmekten çok, geçmişteki kendimizi anlamayı öğrenmekle ilgili.

Geçmişle barışmak da geçmişte yaşanan her şeyi onaylamak demek değil. Bize yapılanları önemsizleştirmek hiç değil. “Aslında hiç kırılmamışım” demek de değil.

Bazen sadece şunu söyleyebilmek:

“Ben o gün bunu böyle gördüm. Böyle hissettim. Böyle karar verdim. Ama bugün başka türlü görebiliyorum.”

Bence bu, insanın kendisine verebileceği büyük bir özgürlük.

Çünkü geçmiş değişmiyor.

Ama geçmişe baktığımız göz değişebiliyor.

Ve bu yalnızca bizim iç dünyamızı değil, ilişkilerimizi de değiştiriyor. Kendi hafızamıza biraz daha esnek bakabildiğimizde, karşımızdaki insanın anlattığı hikâyeye de biraz daha alan açabiliyoruz. “Ben haklıyım, sen haksızsın” demek yerine, “İkimiz bu olayı neden bu kadar farklı yaşamış olabiliriz?” diye sorabiliyoruz.

Belki ilişkilerde ihtiyacımız olan şey her zaman kimin haklı olduğunu bulmak değildir.

Bazen iki farklı gerçeğin aynı odada durmasına izin vermektir.

Çünkü bir insanın niyeti başka, bizim yaşadığımız etki başka olabilir. Bizim hatırladığımız ayrıntı başka, onun hatırladığı ayrıntı başka olabilir. Bizim o gün verdiğimiz anlam başka, bugün verdiğimiz anlam başka olabilir.

Ve bütün bunların içinde mutlaka bir yalancı, bir suçlu ve bir haklı bulmak zorunda olmayabiliriz.

Bana en huzurlu gelen tarafı da bu.

Çünkü yıllarca “Ben haklıydım”ı ispatlamaya çalışmak çok yorucu.

Kendi geçmişimizi sürekli savunmak da öyle.

Oysa bir noktadan sonra belki de ihtiyacımız olan şey haklı olmak değil, huzurlu olmak.

Başımızı yastığa koyduğumuzda içimizin rahat olması.

Kendimize karşı dürüst olduğumuzu bilmek.

O günkü kendimizi bugünkü aklımızla acımasızca yargılamamak.

Ve gerektiğinde “Belki de ben yanılmışım” diyebilmek.

Bence bu cümle insanı küçültmüyor.

Tam tersine, büyütüyor.

Çünkü yanılabileceğini kabul eden insanın dünyası daralmıyor; genişliyor. Başkasının bakış açısına, başka bir ihtimale, yeni bir yoruma ve hatta kendi geçmişine yeniden bakabileceği bir alan açılıyor.

Belki de büyümek, her şeyi doğru hatırlamak değil.

Belki büyümek, çok emin olduğumuz şeylere bile zaman zaman yeniden bakabilmek.

Ve belki de geçmişte kimin haklı olduğunu sonsuza kadar kanıtlamak yerine, geçmişteki kendimize bugün biraz daha anlayışla bakabilmek.

Çünkü geçmiş değişmez.

Ama biz değişiriz.

Ve bazen değiştikçe, yıllardır aynı sandığımız bir hikâyenin içinde başka bir şey görmeye başlarız.

Bir duygu.

Bir ihtiyaç.

Bir korku.

Belki de bir zamanlar kendimizi korumak için verdiğimiz bir karar.

O yüzden artık “Ben bunu çok net hatırlıyorum” dediğimde kendime küçük bir alan bırakmaya çalışıyorum:

“Evet. Ben bunu böyle hatırlıyorum. Ama yanılıyor olabilirim.”

Bence bazen kişisel gelişim tam olarak o iki cümlenin arasında başlıyor.

Çünkü mesele geçmişte kimin haklı olduğunu sonsuza kadar kanıtlamak değil.

Mesele, geçmişteki kendimize bugün biraz daha şefkatle bakabilmek.

Kendimize iyi davrandığımız sürece başkalarına da daha iyi davranıyoruz. Başkalarına iyi davrandığımız sürece kendimize de daha iyi geliyoruz.

Ve belki de günün sonunda önemli olan, geçmişin bütün ayrıntılarını doğru hatırlayıp hatırlamadığımız değil.

Başımızı yastığa koyduğumuzda içimizin rahat olması.

Geçmişimizle kavga etmek yerine onunla barışık olabilmek.

Yazılarımı ve çalışmalarımı takip etmek isterseniz Instagram’da @aysunlifecoach hesabımdan bana ulaşabilirsiniz. Kişisel gelişim, ilişkiler ve insan davranışları üzerine paylaşımlarımı burada sürdürüyorum. Yazdığım kitaplara Amazon üzerinden ulaşabilirsiniz. Belki bir kitabım, hayatınızın tam da ihtiyacınız olan bir döneminde size eşlik eder.

Yazarın Diğer Yazıları
  • Bir gün bugünü özleyeceğimizi bilerek yaşamak
  • Hislerimizi mi anlatıyoruz, karşımızdaki insan hakkında hüküm mü veriyoruz?
  • Bildiğimizi sandığımız şeyler
  • Tartışırken nereye vurduğumuz karakterimizi gösterir
  • İlişki kurmak öğrenilebilir; peki öğrenmek istemeyen birine öğretilebilir mi?
  • Her Suçlama Gerçeğin Değildir; Bazen Korkunun Sesidir
  • Beklemek de Bir Karardır
  • Bizi Değiştiren Değil, Hızımızı Değiştiren İnsanlar
  • Arkadaşlar mı, Partner mi?
  • Zaman Geçiyor mu, Biz mi Geçiyoruz?
Tümü İçin Tıklayınız
Previous Post

“İngiltere’nin uzun vadeli refahı AB’ye dönüşten geçiyor”

Related Posts

Köşe Yazıları

Zengin Avrupa’nın Umutsuz Gençleri Yakıp Yıkıyor!

by olay-admin
22/10/2026
Faruk Eskioğlu

Toplumda çınarlaşan kurumlar ve yarım asırlık olan TCCA

by olay-admin
22/10/2026
Köşe Yazıları

Aşırı Tanı Tartışması: Peki Çocuklar Desteğe Nasıl Ulaşacak?

by olay-admin
21/10/2026
Köşe Yazıları

Gökyüzünde Değişim Rüzgârları: Sabır, Yüzleşme ve Yeniden Doğuş

by olay-admin
19/10/2026
Faruk Eskioğlu

Londra’ya, Türk ressam yağmuru

by olay-admin
15/10/2026
Adres: 100 Green Lanes, Newington Green, Hackney, London, N16 9EH Telefon: 020 3745 1261
020 7923 9090
Email: info@olaygazete.co.uk
seriilanlar@olaygazete.co.uk
100 Green Lanes, Newington Green, Hackney, London, N16 9EH 020 3745 1261 - 020 7923 9090 info@olaygazete.co.uk - seriilanlar@olaygazete.co.uk
Translate:
tr Türkçe
ar العربيةen Englishde Deutschel Ελληνικάiw עִבְרִיתru Русскийtr Türkçeuk Українська
Back

Kategoriler

  • İngiltere Gündemi
  • Sağlık – Yaşam
  • Londra ve Belediyeler
  • Kültür – Sanat
  • Toplum Haberleri
  • Moda – Tasarım
  • Ekonomi
  • Olay Web Tv
  • Köşe Yazıları
  • Spor Gündemi
No Result
View All Result

T&CsTs&Cs

  • Classifieds Advertising
  • Payments

Site Links

  • Site T&Cs
  • Archives
  • Contact us
Site T&Cs - Archives - Contact us
Mobil Uygulamalar Olay Gazete Mobil Uygulamaları
Sosyal Medya
Olay Sosyal Medya

No Result
View All Result
  • KATEGORİLER
  • Seri İlanlar
  • Toplum Haberleri
  • İngiltere Gündemi
  • Ekonomi
  • Ticaret
  • Spor Gündemi
  • Yaşam – Sağlık
  • Kültür – Sanat
  • Moda – Tasarım
  • Eğlence – Tatil
  • Video – WebTV
  • Köşe Yazarları