TPAO–ExxonMobil anlaşması enerji alanının ötesinde stratejik mesajlar içeriyor
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı) ile ExxonMobil’in iştiraki ESSO Exploration International Limited arasında, petrol ve doğal gaz sektöründe mutabakat zaptı imzalanması, Doğu Akdeniz’deki dengeler açısından dikkatle izlenen bir gelişme oldu.

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen törende, TPAO Genel Müdürü Cem Erdem ile ExxonMobil adına Başkan Yardımcısı John Ardill anlaşmaya imza attı. Törende Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da hazır bulundu.
Bakan Bayraktar, yaptığı açıklamada mutabakatın Karadeniz ve Akdeniz’de ki yeni arama alanlarını kapsadığını, derin deniz arama ve sondajındaki teknik kabiliyetlerin ExxonMobil’in uluslararası deneyimiyle birleştirilerek Türkiye’nin operasyonel kapasitesinin güçlendirilmesinin hedeflendiğini belirtti.
Kıbrıs Türk Petrolleri Ltd. Genel Müdürü Şahap Aşıkoğlu bu gelişmeyi değerlendirdi.
“Enerji dosyası, Kıbrıs meselesinin merkezine yerleşti”
Kıbrıs Postası’na konuşan Şahap Aşıkoğlu, 2000’li yılların başından itibaren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin doğal gazı Türkiye’ye karşı bir baskı ve kaldıraç unsuru olarak kullandığını söyledi. Bu süreçte enerji şirketleri ve onları destekleyen devletlerin, Kıbrıs meselesinin asli aktörleri haline geldiğini vurguladı.
Aşıkoğlu’na göre Rum siyasi yönetimi, hidrokarbon keşiflerini yalnızca ekonomik bir fırsat olarak değil, Türkiye ile yaşanan ihtilaflarda uluslararası baskı aracı olarak değerlendirdi. Devletten devlete yürütülen Kıbrıs ve deniz yetki alanı tartışmaları, bu aşamadan sonra enerji şirketleri ve onların arkasındaki devletler üzerinden şekillenmeye başladı.
2004’ten iki devletli çizgiye geçiş
Aşıkoğlu, 2004 Annan Planı sürecinde Türkiye’nin federasyonu “kabul edilebilir bir risk” olarak gördüğünü, ancak Kıbrıslı Türklerin “evet” demesine rağmen Rum tarafının ödüllendirilmesinin Türkiye’de ciddi bir adaletsizlik algısı yarattığını ifade etti.
AB sürecinin Kıbrıs üzerinden kilitlenmesi, izolasyonların beklenen ölçüde kalkmaması ve 2017 Crans-Montana görüşmelerinin çökmesiyle birlikte federasyon parametresinin tükendiği düşüncesinin güç kazandığını belirten Aşıkoğlu, bu sürecin Türkiye’yi iki devletli çözüm çizgisine yönelttiğini söyledi.
Türkiye’yi dışlamaya yönelik enerji ve güvenlik mimarisi
Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, Mısır ve bazı Avrupa ülkelerinin oluşturduğu enerji ve güvenlik mimarisinin Türkiye’yi dışlama amacı taşıdığını dile getiren Aşıkoğlu, EastMed boru hattı gibi projelerin bu yaklaşımın simgesi haline geldiğini belirtti.
Deniz yetki alanları hukuku üzerinden Türkiye’nin tezlerinin “ihlâl” olarak sunulmasının da bu yalnızlaştırma politikasının parçası olduğunu ifade eden Aşıkoğlu, enerji altyapıları, boru hatları ve diplomatik platformların zamanla jeopolitik araçlara dönüştüğünü vurguladı.
Türkiye–ExxonMobil mutabakatı: Jeopolitik bir mesaj
Aşıkoğlu, TPAO ile ExxonMobil iştiraki ESSO Exploration International Limited arasında imzalanan mutabakatın, yalnızca enerji sektörünü ilgilendiren bir anlaşma olmadığını belirterek, bunun Doğu Akdeniz açısından jeopolitik bir kırılma anlamına geldiğini söyledi.
ExxonMobil’in sıradan bir enerji şirketi olmadığını vurgulayan Aşıkoğlu, şirketin teknoloji ve sermayenin yanı sıra ciddi bir siyasi ağırlık da taşıdığını ifade etti.
“ExxonMobil’in olduğu yerde Amerikan devleti de vardır” diyen Aşıkoğlu, bu ortaklığın Türkiye’ye Doğu Akdeniz’de bir tür jeopolitik sigorta sağlayabileceğini savundu.
Bu iş birliğiyle birlikte Türkiye’ye karşı yüksek tansiyon üreten hamlelerin maliyetinin artacağını belirten Aşıkoğlu, meselenin artık yalnızca bölge ülkeleri arasında değil, Washington’a da yansıyan bir boyut kazandığını kaydetti.
KKTC açısından ne anlama geliyor?
Aşıkoğlu’na göre söz konusu mutabakat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından iki temel avantaj barındırıyor.
Birincisi, Türkiye’nin KKTC’nin hak iddialarını daha caydırıcı bir zeminde savunabilme kapasitesinin artması.
İkincisi ise Kıbrıs çevresindeki enerji kaynaklarının iki toplum adına ortak yönetimi ve gelir paylaşımı tezinin uluslararası masada daha güçlü biçimde dile getirilebilmesi.
Aşıkoğlu, bununla birliktesürecin risklerine de dikkat çekerek, Güney Kıbrıs’ın dolaylı biçimde muhatap kabul edilmesi ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
“Bu sadece enerji değil, güçlü bir jeopolitik hamle”
Değerlendirmesini tamamlayan Şahap Aşıkoğlu, mutabakatın anlamını şu sözlerle özetledi:
“Bu anlaşma sadece petrol ve gazla ilgili değil; aynı zamanda çok güçlü bir jeopolitik mesajdır. Mesaj nettir: Türkiye derin denizde yalnız değildir, ABD’li büyük bir enerji şirketiyle aynı masadadır. Türkiye’yi oyun dışına itme girişimlerine karşı ‘ben de oyunun içindeyim’ hamlesidir.”
Aşıkoğlu, 2026 yılı içinde Doğu Akdeniz’de sertleşmeden ziyade ticari kaygıları azaltmaya yönelik uzlaşı arayışlarının öne çıkabileceğini ve bölgedeki altyapının bu yönde şekillendiğini de sözlerine ekledi.



ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON










