Mustafa Çetinkaya
Göç, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Savaşlar, kıtlıklar, ekonomik krizler, siyasi baskılar ve iklim değişikliği nedeniyle insanlar yüzyıllardır daha iyi bir hayat umuduyla yer değiştiriyor.
Binlerce yıldır çeşitli zorunluluklar nedeniyle farklı bölgelere yönelen göç hareketleri, son yıllarda büyük ölçüde Batı’ya yönelmiş durumda. Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı düzensiz göç hareketi artık sadece insani bir mesele değil; aynı zamanda ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutları olan çok yönlü bir kriz hâline geldi.
İngiltere, Manş Denizi’ni küçük botlarla geçmeye çalışan göçmenleri durdurmaya çalışıyor ve göçmenlik yasalarını neredeyse tüm göçmen kökenlileri kapsayacak şekilde genişletmeyi planlıyor. Fransa sınır güvenliğini artırıyor. İtalya Akdeniz’de yeni tedbirler alıyor. Yunanistan botları geri iterek insanları denizin ortasında kaderlerine terk ediyor. Almanya iltica sistemini yeniden düzenliyor. Hollanda, Danimarka ve birçok Avrupa ülkesi göç politikalarını sertleştiriyor. Buna rağmen göç akışı devam ediyor.
Doğudan Batı’ya yönelik göç akını durdurulamıyor ve bu yöntemlerle de kolay kolay durdurulabilecek gibi görünmüyor. Çünkü göçü doğuran sebepler ortadan kalkmadığı sürece sonuçlarla mücadele etmek yeterli olmuyor; olmayacaktır da.
Afganistan’da istikrarsızlık sürüyor. Sudan’da iç savaş devam ediyor. Suriye’de milyonlarca insan hâlâ ülkelerine dönemiyor; dönebilecekleri güvenli ortamlar oluşturulamıyor. Afrika’nın birçok bölgesinde genç nüfus işsizlik ve yoksullukla mücadele ediyor. İklim değişikliği tarımı ve yaşam alanlarını tehdit ediyor. Daha iyi yaşam koşulları isteyen milyonlarca insan, fırsatını bulduğu anda yollara düşüyor. Batılı ülkeler ise her geleni değil, ihtiyaç duydukları kadar, mümkünse genç ve eğitimli göçmenleri kabul etmek istiyor. Ancak bu denklem her zaman “efendilerin” istediği gibi işlemiyor.
Elbette her ülkenin sınırlarını koruma hakkı vardır. Ancak yalnızca sınırları daha yüksek duvarlarla çevirmek, daha fazla polis görevlendirmek veya göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek kalıcı bir çözüm üretmiyor. Ölüm riskini göze alarak şişme botlarla karanlık denizlere açılan insanları bu tür engellerle durduramazsınız.
Kontrolsüz göçe maruz kalan Avrupa toplumlarında büyük kaygılar yaşanıyor. Konut sıkıntısı, sağlık hizmetleri üzerindeki baskı, eğitim sistemi, kamu harcamaları ve toplumsal uyum gibi konular seçmenlerin en önemli gündem maddeleri hâline geldi. Önceki yıllarda yönetiminde bulunduğum Enfield Belediyesi’nde evsiz insanların geçici olarak konaklatılması için her yıl yaklaşık 30 milyon sterlin harcanıyordu. Bunun bir kısmı merkezi hükümet tarafından karşılansa da önemli bir bölümü belediye vergilerindeki (Council Tax) artışlarla finanse ediliyordu. Dolayısıyla her hane, bir şekilde bu faturadan kendisine düşen payı ödemek zorunda kalıyordu.
Göçü engellenemin yolu yalnızca Avrupa sınırlarında önlem almaktan değil; göçün başladığı ülkelerde ekonomik kalkınmayı desteklemekten, savaşların sona erdirilmesine katkı sağlamaktan, insan kaçakçılığı şebekeleriyle uluslararası düzeyde mücadele etmekten ve yasal göç yollarını daha düzenli hâle getirmekten geçiyor.
Göçü tamamen durdurmak belki mümkün olmayabilir. Ancak düzensiz göçü azaltmak mümkündür. Bunun için popülist sloganlardan çok, göçün kaynağı olan ülkelere yapılacak uzun vadeli stratejik yatırımlara ihtiyaç vardır. Bugün kaçak göçü engellemek için yapılan harcamalar Afganistan’a, Sudan’a, Suriye’ye ve diğer Afrika ülkelerine yönlendirilse, birkaç yıl içinde önemli sonuçlar alınabilir. İnsanlar doğdukları toprakları kolay kolay terk etmez. Bir insan denizin ortasında şişme bir bota binmeyi göze alıyorsa, aslında umut ile çaresizlik arasında bir tercih yapıyordur.
Göç meselesi ne sadece sınır güvenliğiyle çözülebilir ne de yalnızca vicdan çağrılarıyla yönetilebilir. Gerçek çözüm, güvenlik ile insanlığı aynı cümlede buluşturacak politikaları hayata geçirmekten geçiyor. Aksi hâlde Batı’nın kapılarında yaşanan bu hareketlilik, önümüzdeki yıllarda da en önemli siyasi ve toplumsal tartışmalarından biri olmaya devam edecektir.
- Konut Arzı Yetmiyor, Kiralar Yeniden Yükselişe Geçti
- İngiltere’de Otomobil Hırsızlıkları Engellenemiyor
- Londra’da Emlak Fiyatları Düşüyor: Kriz mi, Fırsat mı?
- İngiltere’de Gençlerin Geleceği: İş, Ev ve Güvenlik
- Ankara Anlaşması: Süreç Bitti mi, Asıl Mücadele Şimdi mi Başlıyor ?
- Halk Artık Söz Değil, Rahatlama Bekliyor
- Britanya’da İyi ki NHS Var
- Burnham Dönemi: İngiltere AB’ye Geri Döner mi?
- Milyarlar kiraya gidiyor, evsizlik büyüyor
- Bu Yaz İngiltere Sıcak Geçecek





