Mustafa Çetinkaya
Birleşik Krallık’ta dizel petrol fiyatı 2 pound sınırını geçti ve tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Pompa başında ödenen her artış, aslında çok daha büyük bir ekonomik darboğazın yalnızca görünen yüzü.
Yaklaşık beş yıl önce başlayan Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da elektrik ve gaz faturalarının nasıl katlandığını hepimiz yaşadık, gördük. “Birkaç ayda biter” dediler. Ne savaş sonlanıyor ne de enerji faturaları düşüyor. Şimdi benzer bir baskıyı İran- ABD savaşı nedeniyle petrol ve petrol ürünlerinde yaşıyoruz. “Bugün görüştüler, yarın anlaşıyorlar” derken haftalar, aylar geçiyor; anlaşma yapılmıyor ve petrol fiyatları artmaya devam ediyor.
Artık hayatımızda yeni kavramlar var: Hürmüz Boğazı açıldı mı, Babülmendep’i kim kontrol ediyor, Husiler bu hafta nereye saldırdı, petrol pompa fiyatlarına etkileri ne oldu?
Bu sevimsiz politikacılara ve petrol gibi fosil kökenli sevimsiz enerji türlerine mahkûm muyuz? Yeni bir dünya hayali, yeni nesil politikacılar ve yeni enerji türleri mümkün değil mi? Her şeyin yeni nesli oluyor da politikacıların neden yeni nesli olmuyor? Neden hâlâ ortalama 70-80 yaşındaki insanlar tarafından yönetilmeye devam ediyoruz?
Dünyanın farklı bölgelerinde egemen güçler toprak, enerji, nüfuz ve stratejik üstünlük mücadelesi verirken bunun ekonomik faturası yalnızca savaşan ülkelerin vatandaşlarına çıkmıyor. Fatura, dünyanın dört bir yanında yaşayan sıradan insanların önüne çeşitli yöntemlerle geliyor.
Bir evde yükselen elektrik faturasında, mutfakta kullanılan gazın fiyatında ya da otomobilin deposunu doldururken ödenen parada savaşların etkisini görmek mümkün. İngiltere’de dizelin litre başına 199,18 peniyi görmesi de yalnızca sürücüler için bir maliyet artışı değil. Dizel; kamyonlardan tarım makinelerine, ticari araçlardan tırlara kadar ekonominin geniş bir bölümünün temel girdisi. Fiyat yükseldiğinde taşımacılığın maliyeti artıyor; bunun etkisi de gıdadan market ürünlerine, hammaddeden internet siparişlerine kadar uzanıyor.
Bu nedenle enerji savaşlarının gerçek bedeli yalnızca petrol kuyularında, rafinerilerde veya enerji anlaşmalarında ölçülmüyor. Asıl etkisi, zamanla ev bütçelerine, market raflarına ve insanların alışveriş sepetlerine yansıyor.
Dünyanın güçlü ülkeleri enerji kaynaklarını ve enerji yollarını kontrol etmek için mücadele ederken, bu mücadelenin maliyetini dünyanın farklı yerlerindeki milyonlarca insan paylaşmak zorunda kalıyor. Savaşın kararı başkentlerde alınıyor olabilir. Ancak faturası sıradan evlerde ödeniyor.
Peki ne yapmalı, nasıl yapmalı?
İnsanlara bir lokma, bir hırka, bir çatı yeter; dünya nimetleri herkese yeter de artar aslında. Fiyat düşmesin diye yiyecekler çöpe atılmasa, enerji kaynakları güç biriktirmek için kullanılmasa, tüm ülkelere yetecek yiyecek de enerji de var yeryüzünde.
Dünyanın artı değerleri şimdiden Mars’ı parsellemek için değil de daha sağlıklı bir yaşam için kullanılsa, binlerce yıldır deneye yanıla geliştirdiğimiz seçimli demokratik sistemler tekrar başkanlıklara, krallıklara dönmese daha iyi yönetiliriz.
İnsanoğlunun açgözlülüğünü tedavi edecek yeni inançlara, yeni ideolojilere gerek var sanırım. Yoksa bu kadar stres biriktiren dünya, korkarım yeniden topyekûn bir savaşa gidebilir.
“Başka bir dünya mümkün” diyen insanlar, nerede olurlarsa olsunlar dayanışma içinde olmalılar. Kurtuluş uzaklardan gelmeyecek; çalışan, üreten, ezilen, horlanan insanlar güç birliği yaparak bir yol bulacaklar.
- Londra’da Milletvekili Ara Seçim Heyecanı
- Konut Arzı Yetmiyor, Kiralar Yeniden Yükselişe Geçti
- İngiltere’de Otomobil Hırsızlıkları Engellenemiyor
- Londra’da Emlak Fiyatları Düşüyor: Kriz mi, Fırsat mı?
- İngiltere’de Gençlerin Geleceği: İş, Ev ve Güvenlik
- Ankara Anlaşması: Süreç Bitti mi, Asıl Mücadele Şimdi mi Başlıyor ?
- Halk Artık Söz Değil, Rahatlama Bekliyor
- Doğudan Batı’ya Durdurulamayan Göç Yürüyüşü
- Britanya’da İyi ki NHS Var
- Burnham Dönemi: İngiltere AB’ye Geri Döner mi?






