Aysun Mete
Bir iki gün önce Londra’nın tanıdık sokaklarında yürürken, bir an durup etrafıma baktım. Aslında her gün görebileceğim kadar sıradan bir manzaraydı. İnsanlar işe yetişiyor, otobüsler geçiyor, birileri elinde kahvesiyle hızlı adımlarla yürüyordu.
Hiçbir şey özel değildi.
Ama bir an içimden şu geçti:
“Acaba yıllar sonra bu günü hatırlayıp özleyecek miyim?”
İnsan böyle düşününce, sıradan görünen hayat bir anda başka bir anlam kazanıyor.
Çünkü bugün yaşadığımız şeylerin çoğunun bir gün geçmiş olacağını biliyoruz ama bunu günlük hayatın içinde pek düşünmüyoruz.
Oysa bir gün bu evde son kez uyanacağız.
Bir sokaktan son kez geçeceğiz.
Bir insanla son kez konuşacağız.
Bir kahveyi son kez aynı yerde içeceğiz.
Ama bunların “son” olduğunu o anda bilmeyeceğiz.
Belki hayatın en tuhaf taraflarından biri de bu.
Bazı anların son olduğunu ancak geçtikten sonra anlıyoruz.
GEÇMİŞ BİZİM PEŞİMİZDEN GELİYOR
Bir yerden ayrıldığımızda geride bıraktığımızı düşündüğümüz şeyler aslında sadece evler, sokaklar, şehirler ya da ülkeler değil.
Ben bunu özellikle başka bir ülkede yaşarken daha iyi anladım.
Bir ülkeden başka bir ülkeye taşınınca insanın valizine sadece kıyafetleri girmiyor.
Bir dil giriyor.
Bir koku giriyor.
Çocukluk anıları giriyor.
Bir annenin mutfakta yaptığı yemeklerin tadı giriyor.
Bir şarkı giriyor.
Bir zamanlar çok sevdiğin bir insanın sesi giriyor.
Hatta bazen artık kullanmadığın bir kelime bile yıllar sonra hiç beklemediğin bir anda karşına çıkıyor.
Ve bir anda yıllar önce olduğun kişiyle yeniden karşılaşıyorsun.
Ben nostaljiyi bu yüzden yalnızca “geçmişi özlemek” olarak görmüyorum.
Bazen özlediğimiz şey geçmişteki hayatımız değil.
O hayatın içindeki kendimiz.
Daha genç hâlimiz.
Daha umutlu hâlimiz.
Henüz bazı insanları kaybetmemiş hâlimiz.
Henüz bazı gerçekleri öğrenmemiş hâlimiz.
BAZI EŞYALAR ATILAMIYOR
Evde yıllardır duran bazı eşyalar vardır.
Dışarıdan bakan biri için hiçbir anlamı yoktur.
“Bunu neden hâlâ saklıyorsun?” denilebilir.
Benim de hayatımda artık yanımda olmayan insanlardan kalan birkaç eşya var.
Bazen o eşyalara bakıyorum.
Aslında baktığım şey eşyanın kendisi değil.
Bir insan geliyor aklıma.
Bir konuşma.
Bir ev.
Birlikte yaşanmış bir gün.
Belki çoktan unutmuş olduğumu sandığım bir duygu…
İşte o zaman anlıyorum ki bazı eşyaları atamıyoruz çünkü aslında eşyanın kendisine tutunmuyoruz.
Onun temsil ettiği zamana tutunuyoruz.
Bir fotoğraf sadece fotoğraf değildir.
Eski bir mektup sadece kâğıt değildir.
Bir parfüm kokusu sadece koku değildir.
Bazen bütün bir hayat, küçücük bir nesnenin içine sığabiliyor.
“ESKİDEN HER ŞEY DAHA GÜZELDİ” Mİ?
Çocukluğumuzun geçtiği sokağa yıllar sonra gidiyoruz.
Sokak hâlâ orada.
Binalar hâlâ orada.
Belki ev bile aynı yerde.
Ama bir şey eksik.
Biz.
Çünkü biz artık o çocuk değiliz.
Belki de bu yüzden geçmiş bazen bize olduğundan daha güzel görünüyor.
Çocukken sıradan olan bir sokak, bugün gözümüzde masalsı bir yere dönüşebiliyor.
Oysa sokak aynı sokak.
Değişen biziz.
Hafızamız da zaten bir kamera gibi çalışmıyor. Geçmişi olduğu gibi kaydetmiyor. Bazı şeyleri büyütüyor, bazılarını küçültüyor, bazı acıların sertliğini azaltıyor, güzel anıları ise zaman zaman daha da parlatıyor.
Bu yüzden “Eskiden her şey daha güzeldi” dediğimizde belki de gerçekten her şeyin daha güzel olduğunu söylemiyoruz.
Geçmişin bize bugün nasıl göründüğünü anlatıyoruz.
GÖÇ SADECE EV DEĞİŞTİRMEK DEĞİL
Yeni bir ülkeye taşınmak insana çok şey öğretiyor.
Önce adres değişiyor.
Sonra günlük hayat.
Sonra çevren.
Sonra dil.
Ve bir süre sonra kendini de yeniden tanımaya başlıyorsun.
Çünkü seni yıllardır tanıyan insanların olmadığı bir yerde, geçmişte sana verilmiş rollerden biraz daha bağımsız kalıyorsun.
“Ben kimim?” sorusu başka türlü soruluyor.
Ama insan geçmişini tamamen geride bırakmıyor.
Yeni hayatın içinde eski hayatından küçük parçalar oluşturuyor.
Kendi dilinde konuşuyor.
Memleketinin yemeklerini yapıyor.
Eski şarkıları dinliyor.
Türkiye’den getirdiği bir eşyayı evinin bir köşesinde tutuyor.
Bazen bir telefon görüşmesinde saatlerce eski günlerden konuşuyor.
Bunların hepsi aslında insana aynı şeyi söylüyor:
“Buraya geldim ama geldiğim yer tamamen geride kalmadı.”
Fakat geçmişi yanında taşımakla geçmişte yaşamak aynı şey değil.
Geçmiş bize güç verebilir.
Ama geçmiş bugünün ölçüsü olduğunda, bugün hiçbir zaman yeterince iyi gelmeyebilir.
PEKİ NEYİ ÖZLÜYORUZ?
Bazen “Eski evimi çok özlüyorum” diyoruz.
Ama gerçekten evi mi özlüyoruz?
Belki o evde kendimizi güvende hissettiğimiz günleri özlüyoruz.
“Eski ilişkimi özlüyorum” diyoruz.
Belki ilişkiyi değil, o ilişkinin içindeki kendimizi özlüyoruz.
“Çocukluğumu özlüyorum” diyoruz.
Belki çocukluğu değil, henüz hayatın bize bazı cevapları vermek zorunda olmadığı günleri özlüyoruz.
Bence nostaljinin en ilginç tarafı burada.
Bazen geçmişi değil, geçmişteki kendimizi özlüyoruz.
Ama ne yazık ki bir yere geri dönebiliriz.
Bir şehre gidebiliriz.
Eski evimizi bulabiliriz.
Çocukluğumuzun geçtiği sokağı yeniden görebiliriz.
Ama geçmişteki kendimize geri dönemeyiz.
ASIL SORU BUGÜNÜ NE KADAR FARK EDİYORUZ?
Belki de bu yazının başındaki o sıradan Londra sokağına dönmemin sebebi buydu.
Bir gün o sokağın önünden geçerken yine aynı şeyi hissedecek miyim bilmiyorum.
Belki yıllar sonra başka bir şehirde olacağım.
Belki başka bir evde.
Belki hayatımda bugün olan bazı insanlar artık olmayacak.
Belki bugün beni yoran bazı şeyleri bile özleyeceğim.
İşte insanı düşündüren tarafı da bu.
Bugün şikâyet ettiğimiz bazı rutinler, yarının hatıraları olabilir.
Her sabah yaptığımız kahve.
Her gün geçtiğimiz yol.
Birinin “Neredesin?” diye sorması.
Evde duyduğumuz bir ses.
Bizi bazen sinirlendiren bir alışkanlık.
Her gün sıradan bulduğumuz bir konuşma…
Bir gün bunların hiçbiri olmayabilir.
Ve belki o zaman, bugün elimizde olanların değerini daha iyi anlayacağız.
BUGÜNÜN SON KEZ OLDUĞUNU BİLMİYORUZ
Hayat bize çoğu zaman “Bu son” diye haber vermiyor.
Bir insanla yaptığımız son konuşmayı bilmiyoruz.
Bir evde geçirdiğimiz son geceyi bilmiyoruz.
Bir arkadaşımızla yaptığımız son kahveyi bilmiyoruz.
Bir şehrin sokaklarından son kez geçtiğimizi bilmiyoruz.
Bir dönemin kapanmak üzere olduğunu çoğu zaman ancak kapandıktan sonra anlıyoruz.
Belki de bu yüzden hayatın her anını özel hâle getirmeye çalışmak gerekmiyor.
Her günü büyük bir anlamla doldurmak da gerekmiyor.
Sadece bazen durup etrafımıza bakmak yeterli.
Şu anda neredeyim?
Kimler hayatımda?
Bu evde nasıl hissediyorum?
Bu insanla yaptığım konuşmanın değerini biliyor muyum?
Bugün bana sıradan gelen hangi şey, birkaç yıl sonra çok değerli olabilir?
Çünkü bugün yaşadığımız hayatın tamamı, farkında olmadan geleceğimizin anılarını oluşturuyor.
BİR GÜN BUGÜN DE GEÇMİŞ OLACAK
Belki yıllar sonra bugünleri hatırlayacağız.
Bugün yaşadığımız evi.
Bugün yürüdüğümüz sokakları.
Bugün hayatımızda olan insanları.
Bugün bizi güldüren küçük şeyleri.
Bugün bizi kızdıran şeyleri bile…
Ve belki bir gün, bugünkü hayatımızın bir parçasını özleyeceğiz.
O zaman “Keşke o gün bunun son kez olduğunu bilseydim” diyeceğiz.
Ama bilemeyeceğiz.
Çünkü hayatın bize verdiği en büyük sürprizlerden biri şu:
Birçok şeyin sonunu yaşarken, onun son olduğunu bilmiyoruz.
Belki de bu yüzden bugünü biraz daha dikkatli yaşamak gerekiyor.
Her anı fotoğraflamak için değil.
Her günü mükemmel yapmak için değil.
Sadece elimizde olanı fark etmek için.
Çünkü bir gün bugün de nostalji olacak.
Bugün yaşadığımız ev…
Bugün geçtiğimiz sokak…
Bugün hayatımızda olan insanlar…
Bugün sıradan sandığımız o küçük anlar…
Hepsi bir gün hafızamızın bir köşesinde kalabilir.
Ve belki o gün, aslında sadece bugünü değil, bugünkü bizi özleyeceğiz.
O yüzden bazen geçmişe dönüp “Ne güzeldi” demeden önce, bugüne bakmak gerekiyor.
Belki de hayatın bize söylediği en sessiz cümle şu:
“Bunu iyi yaşa. Bir gün özleyebilirsin.”
Daha fazlası için Instagram’da @aysunlifecoach hesabımdan beni takip edebilir, kitaplarıma Amazon üzerinden ulaşabilirsiniz.
- Hislerimizi mi anlatıyoruz, karşımızdaki insan hakkında hüküm mü veriyoruz?
- Bildiğimizi sandığımız şeyler
- Tartışırken nereye vurduğumuz karakterimizi gösterir
- İlişki kurmak öğrenilebilir; peki öğrenmek istemeyen birine öğretilebilir mi?
- Her Suçlama Gerçeğin Değildir; Bazen Korkunun Sesidir
- Beklemek de Bir Karardır
- Bizi Değiştiren Değil, Hızımızı Değiştiren İnsanlar
- Arkadaşlar mı, Partner mi?
- Zaman Geçiyor mu, Biz mi Geçiyoruz?
- Biz mi Telefonu Taşıyoruz, Telefon mu Bizi?





