Bardağa bakıyoruz.
Ne kendimize masal anlatıyoruz ne de “her şey berbat” diye yaygaraya başlıyoruz. Sadece bakıyoruz. Tam dolu değil, doğru. Ama tamamen boş da değil.
Zihin bu duruma pek tahammül edemiyor. Ya hemen homurdanmaya başlıyor: “Bak yine eksik, zaten hep böyle.” Ya da konuyu kapatıyor: “Aman boş ver, daha kötüsü de var.” İkisi de insanın yanına oturmuyor aslında. Biri üstüne yük bindiriyor, diğeri seni susturuyor. Oysa insan bazen motive edilmek istemiyor, bazen de yerin dibine sokulmak istemiyor.
Realist bakmak tam burada devreye giriyor.
Ne kendini kandırmak ne de kendine yüklenmek. Bardağın seviyesini olduğu gibi görmek. Bu cümlede suç yok. “Ben niye böyleyim?” yok. Dramatik bir hikâye de yok. Sadece objektiflik var.
Sonra fark ediyorsun: Bu bardak sabit değil. Doldurulabilir. Ama bu, “Haydi olumlu düşün” baskısı değil. Daha çok şuna benziyor: “İstersem küçük bir şey yapabilirim, istemezsem de şu an durabilirim.”
Sonuçta maksat bardağı övmek ya da yerin dibine sokmak değil. Olduğu gibi görmek ve bunun son hâl olmadığını bilmek.
Melike Barış
Psikolog
Website: www.melikebaris.com
Instagram: www.instagram.com/psikolog_melikebaris/
- Bahçendeki Çiçek
- Kendini Ertelememek
- Seni Taşırken Kendim Düştüm
- Kendi Hayatının Seyircisi Olmak
- Her Sabah 86.400 Saniye
- Çocukların İç Sesi, Bizim Sesimizden Doğar
- Tanıdık Olan Her Zaman Güvenli mi?
- Kendin Olmanın Unutulan Hâli
- “Aman Bozulmasın” Derken Bozulan Sen misin?
- Küçük Davranışlar Büyük Anlamlar

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




