Psikolog Açelya Sarıoğlu
Son yıllarda psikolojik destek almak giderek daha görünür hâle geldi. Buna rağmen psikoterapi hakkında hâlâ pek çok yanlış inanış var. Hatta birçok kişi terapiye ancak “artık dayanamayacak noktaya geldiğinde” başlanması gerektiğini düşünüyor.
Oysa psikoterapi yalnızca kriz dönemlerinde başvurulan bir destek değildir. Kişinin kendisini daha iyi tanımasına, yaşamındaki zorluklarla daha sağlıklı baş edebilmesine ve psikolojik iyilik hâlini güçlendirebilmesine yardımcı olan bilimsel bir süreçtir.
İnsanlar yüzyıllardır yalnızca bedensel hastalıkların değil, ruhsal sıkıntıların da nedenini anlamaya çalıştı. Bir dönem kaygı, depresyon ve diğer psikolojik belirtiler doğaüstü güçlerle açıklanıyor; kişinin yaşadığı ruhsal zorluklar ise çoğu zaman irade eksikliği ya da karakter zayıflığı olarak değerlendiriliyordu.
Bilim geliştikçe bu bakış açısı değişmeye başladı.
yüzyılın sonlarında psikoloji, bağımsız bir bilim dalı hâline geldi. Ardından Sigmund Freud’un çalışmalarıyla ruhsal süreçler daha sistematik biçimde ele alınmaya başlandı. Zaman içinde bilişsel davranışçı terapi, şema terapi, kabul ve kararlılık terapisi, duygu odaklı terapi gibi etkinliği bilimsel araştırmalarla desteklenen birçok psikoterapi yaklaşımı geliştirildi.
Bugün psikoterapi; etik ilkeler çerçevesinde yürütülen, etkinliği bilimsel araştırmalarla desteklenen profesyonel bir ruh sağlığı hizmetidir.
Buna rağmen toplumda hâlâ şu cümleleri duymak mümkün:
“Psikoloğa sadece akıl sağlığını kaybedenler gider.”
“Güçlü insanlar terapiye ihtiyaç duymaz.”
“Bir arkadaşımla konuşuyorsam psikoloğa neden gideyim?”
Oysa gerçek bundan oldukça farklıdır.
Psikoterapi Nedir?
Peki psikoterapi tam olarak nedir? Bir terapi sürecini günlük bir sohbetten ayıran şey nedir?
Psikoterapi yalnızca konuşmak ya da dertleşmek değildir.
Bir arkadaşınız sizi dinleyebilir.
Aileniz sizi anlayabilir.
Yakınlarınız size moral verebilir.
Bunların hepsi yaşamımız için çok kıymetlidir.
Ancak psikoterapi bunlardan farklıdır.
Psikoterapi; bilimsel kuramlara dayanan, etik ilkeler çerçevesinde yürütülen ve belirli hedefleri olan profesyonel bir değişim sürecidir.
Bu süreçte yalnızca yaşanan sorunlar değil; kişinin düşünce biçimleri, duygularını düzenleme becerileri, davranış örüntüleri, ilişki dinamikleri ve yaşam öyküsü birlikte ele alınır.
Amaç yalnızca belirtilerin azalması değildir. Aynı zamanda kişinin kendisini daha iyi tanıması, yaşadığı güçlükleri anlamlandırabilmesi, psikolojik esnekliğini geliştirmesi ve yaşamında daha kalıcı değişimler oluşturabilmesi hedeflenir.
Örneğin, kişi sürekli benzer ilişki sorunları yaşıyor olabilir.
Başarılı olmasına rağmen kendini sürekli yetersiz hissediyor olabilir.
Herkesi memnun etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını ihmal ediyor olabilir.
Kaygıları nedeniyle geceleri uyuyamıyor ya da gün içinde zihnini susturamıyor olabilir.
Dışarıdan her şey yolunda görünmesine rağmen, içinde tarif etmekte zorlandığı bir boşluk hissediyor olabilir.
Psikoterapi tam da bu noktada devreye girer.
Çünkü çoğu zaman bizi zorlayan yalnızca yaşadığımız olaylar değildir. O olayları nasıl anlamlandırdığımız, kendimiz ve başkaları hakkında geliştirdiğimiz inançlar ve yıllar içinde yerleşmiş düşünce, duygu ve davranış örüntülerimiz de yaşadığımız güçlüklerin sürmesinde önemli rol oynar.
Psikoterapi Ne Değildir?
Psikoterapi nasihat vermek değildir.
Hayatınıza sizin yerinize karar vermek değildir.
“Sadece olumlu düşün.” demek değildir.
Geçmişi suçlamak değildir.
Saatlerce yalnızca dert anlatmak değildir.
Tek seansta mucize yaratmak hiç değildir.
Psikoterapi; terapist ile danışan arasında kurulan güven ilişkisi içinde, kişinin kendisini daha iyi tanımasına, psikolojik esnekliğini geliştirmesine, yaşadığı güçlüklerle daha sağlıklı baş edebilmesine ve yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olan yapılandırılmış bir süreçtir.
Bugün artık biliyoruz ki psikolojik destek almak yalnızca kriz dönemlerinde başvurulan bir seçenek değildir. Tıpkı fiziksel sağlığımıza özen gösterdiğimiz gibi, ruh sağlığımız da düzenli ilgi, bakım ve gerektiğinde profesyonel destek ister.
Çünkü beden ve ruh sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez. Yaşadığımız stres, düşüncelerimiz, duygularımız ve ilişkilerimiz hem psikolojik hem de fiziksel sağlığımızı etkiler.
Klinik pratiğimde en sık karşılaştığım yanlış inanışlardan biri, insanların destek almak için yıllarca beklemesidir. Oysa birçok psikolojik güçlük, erken dönemde ele alındığında hem kişinin yaşam kalitesini korumak hem de sorunların derinleşmesini önlemek açısından önemli bir fırsat sunar.
Ben de psikoterapi çalışmalarımda danışanlarımı yalnızca yaşadıkları belirtiler üzerinden değil; yaşam öyküleri, ilişkileri, güçlü yönleri ve ihtiyaçlarıyla birlikte, bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeyi önemsiyorum. Günlük yaşamı sekteye uğratan, kişinin işlevselliğini bozan ya da yaşam kalitesini olumsuz etkileyen her konunun terapi sürecinde ele alınmaya değer olduğuna inanıyorum.
Belki de psikoterapiye başlamak için hayatın tamamen çıkmaza girmesini beklemek gerekmiyordur.
Ruh sağlığımız da tıpkı beden sağlığımız gibi özen ister. Kendimizi anlamaya ayırdığımız her adım, yaşam kalitemize yapılmış uzun vadeli bir yatırımdır. Bazen atılacak en güçlü adım ise, ihtiyaç duyduğumuzda profesyonel destek almayı doğal ve insani bir ihtiyaç olarak görebilmektir.
Psikolog Açelya Sarıoğlu
psikolog@acelyasarioglu.com
+44 754 143 4812

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




