Mustafa Çetinkaya
“Her canlı ölümü tadacaktır” diye bir söz vardır. UK’de ya da Londra’da otomobili olanlar için bu sözü biraz değiştirerek söylemek mümkün: “Acaba benim arabam ne zaman çalınacak, ben bu duyguyu ne zaman yaşayacağım?”
Belki biraz karamsar bir yaklaşım. Ancak Londra sokaklarında yaşananlar insanı böyle düşünmeye zorluyor. 2025 yılında Birleşik Krallık genelinde 54 bin 830 araç çalınmış. Yani günde yaklaşık 150 araç. Başka bir ifadeyle, ülkede yaklaşık her on dakikada bir otomobil, sahibinin haberi olmadan başka birinin malı hâline geliyor. Üstelik bu rakam bir önceki yıla göre düşmüş olmasına rağmen hâlâ son derece yüksek.
Londra ise bu tablonun en ağır yaşandığı yerlerden biri
İşin daha da düşündürücü tarafı, otomobil çalındıktan sonra yaşanan süreç. Polis aranıyor, olay bildiriliyor, bir referans numarası veriliyor ve çoğu zaman vatandaş sadece umuduyla ve beklentisiyle ortada kalıyor. Aracın bulunması ise adeta piyango.
Oysa Birleşik Krallık bir ada ülkesi
Çalınan bir otomobilin ülke dışına çıkarılması için belli başlı limanlardan, terminallerden veya geçiş noktalarından geçmesi gerekiyor. Sadece plakayı değiştirip yola devam etmek bu kadar kolay olmasa gerek. Polis ve güvenlik güçlerinin, eminim, bazı önlemleri vardır. Fakat ne yapıyorlarsa yeterli olmuyor.
Londra’da tanıdığım neredeyse her insan, ticari ya da binek aracını ya çaldırmış ya da en azından aracının soyulmasını yaşamış.
Bir başka ihtimal ise araçların parçalanması
Çalınan otomobillerin parçalara ayrılıp yedek parça olarak satıldığı merkezler varsa, asıl mücadele edilmesi gereken yerlerden biri de buralar olmalı. Bu merkezlerin denetlenmesi, parça ticaretinin daha sıkı kontrol edilmesi ve şüpheli hareketlerin takip edilmesi neden bu kadar zor olsun?
Bir de otomobil üreticileri var
Bugün otomobiller neredeyse hareketli bilgisayarlar hâline geldi. İçlerinde sayısız elektronik sistem, sensör ve iletişim teknolojisi bulunuyor. Üreticiler güvenlik sistemlerine milyarlarca pound yatırım yapıyor.
Peki araç çalındığında sahibinin işine yarayacak, kolayca devre dışı bırakılamayan gizli bir takip sistemi neden standart hâle gelmesin?
İşin ilginç tarafı, teknoloji bunu yapabilecek durumda
Polisin de elinde kameralar, plaka tanıma sistemleri ve büyük miktarda veri var. Bir aracın nerede çalındığı belli. O hâlde o noktadan sonra hangi güzergâhlardan geçtiğini takip etmek, kamera kayıtlarını incelemek ve aracın hareketini tespit etmek daha hızlı yapılamaz mı?
Vatandaşın beklentisi aslında çok basit: Arabam çalındığında yalnızca bir referans numarası değil, bir sonuç istiyor…. Fakat bugün geldiğimiz noktada iş yine otomobil sahibine düşüyor.
Direksiyon kilidi takın. Takip cihazı alın. Alarm sistemi kullanın. Güvenli yere park edin. Anahtarınızı koruyun. Ek güvenlik önlemlerinizi kendiniz alın.
Öyle görünüyor ki her gün yenilenen teknolojiler, çalınmaya karşı önlem almaktan aciz ve polis, evinizin önünden, vergisini de ödediğiniz kaldırımdan arabanızın çalınmasını engelleyemiyor. Yani otomobili satın alıyoruz, vergisini ödüyoruz, sigortasını yaptırıyoruz ve bir de hırsızdan koruma görevini üstleniyoruz.
Oysa bu yalnızca vatandaşın problemi değil. Polisin, limanların, ikinci el parça sektörünün ve otomobil üreticilerinin de bu mücadelenin içinde olması gerekiyor.
Çünkü mesele sadece bir otomobilin çalınması değil. Mesele, vatandaşın malının güven içinde olduğuna dair inancını kaybetmesi.
“Arabam çalınır mı acaba?” diye sormayın. “Sıra bana ne zaman gelecek?” diye düşünmeye başlayın!
- Londra’da Emlak Fiyatları Düşüyor: Kriz mi, Fırsat mı?
- İngiltere’de Gençlerin Geleceği: İş, Ev ve Güvenlik
- Ankara Anlaşması: Süreç Bitti mi, Asıl Mücadele Şimdi mi Başlıyor ?
- Halk Artık Söz Değil, Rahatlama Bekliyor
- Doğudan Batı’ya Durdurulamayan Göç Yürüyüşü
- Britanya’da İyi ki NHS Var
- Burnham Dönemi: İngiltere AB’ye Geri Döner mi?
- Milyarlar kiraya gidiyor, evsizlik büyüyor
- Bu Yaz İngiltere Sıcak Geçecek
- Andy Burnham, İngiltere İçin Yeni Bir Sayfa mı?





