Mustafa Çetinkaya
Tarih Haziran 2016. Brexit referandumundan önce Labour Party için her hafta sonu yoğun olarak çalışıyor, kapı çalıp insanlarla konuşuyorduk. Bizim için çok zor geçen bir kampanyaydı; ne parti merkezinde netlik vardı ne de bize gönderilen leafletlerde açık bir tavır. Kalmayı mı yoksa çıkmayı mı istiyorduk, o günlerde partide kafalar karışıktı.
Soru basitti ama bizim parti olarak ne istediğimiz net değildi. Partinin merkezinden en küçük yerel birimine kadar Brexit tartışması sanki biraz bizim dışımızda yürüyordu ve biz sürece gerçek bir taraf olmaktan çok, misafir sanatçı gibi katılıyorduk.
Liberal Demokratların tavrı çok açıktı. Kesinlikle Avrupa Birliği’nde kalmak istiyorlardı. Bugünkü Reform UK çizgisinin o dönemdeki temsilcileri ise aynı kesinlikle ayrılmayı savunuyordu. Daha fazla göçmen istemiyorlar, İngiliz işlerinin İngilizlere ait olması gerektiğini söylüyor, ülkenin kendi kanunlarıyla yönetilmesini ve Brüksel’in yasal dayatmalarından kurtulmasını istiyorlardı.
Hatırladığım kadarı ile Muhafazakâr Parti de ne istediğini tam bilmiyor gibiydiler. Sonra 23 Haziran 2016 geldi. Sandıktan yüzde 51,9 ile ayrılma kararı çıktı ve Birleşik Krallık Avrupa Birliği’nden ayrılma sürecine girdi.
Brexit’in etkileri kısa sürede hissedilmeye başladı. Sterlin aynı gün ciddi biçimde değer kaybetti. İthal ürünler pahalandı. Avrupa ile ticaret yapan şirketler yeni gümrük işlemleri, belgeler, sınır kontrolleri ve ithal ürünlere ek KDV vergisi ile karşılaştı. Bir zamanlar Avrupa’dan İngiltere’ye mal getirmek çok daha kolayken, Brexit sonrası ticaretin önüne yeni bürokratik engeller çıktı.
Birleşik Krallık’ın kendi içindeki siyasi fay hatları da derinleşti. İskoçya’da bağımsızlık talepleri yeniden güç kazandı. Kuzey İrlanda için özel düzenlemeler yapılmak zorunda kalındı. Londra hâlâ dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri olsa da Brexit sonrasında birçok finans kuruluşu ve iş Avrupa Birliği ülkelerine taşındı.
Aradan yaklaşık on yıl geçti.
O gün Brexit tartışmasında yeterince güçlü bir pozisyon ortaya koyamayan Labour bugün iktidarda. Ve Labour liderliğindeki İngiltere artık Avrupa Birliği’ne nasıl yeniden katılabileceğini tartışıyor.
On yıl önce biz kapıyı çarpıp çıktık. Şimdi aynı kapıyı yeniden açmak istediğimizde bu kez şartları yalnızca Londra belirlemeyecek. Brüksel de konuşacak, Avrupa Birliği üyesi ülkeler de ayrı ayrı şartlar ortaya koyacaklardır.
Üstelik İngiltere geçmişte sahip olduğu ayrıcalıkların tamamını yeniden elde edemeyebilir. Sterlin, Schengen dışında kalma hakkı ve bazı özel bütçe düzenlemeleri gibi eski avantajların yeniden verilmesi garanti değil. Artık ortada nazlanan eski ortak yok, terk ettiği eve geri dönmek isteyen bir “kaçak” var.
Brexit kampanyasının en güçlü sloganlarından biri “Take Back Control” idi. Kontrolü geri alacaktık. Sınırlarımızı, yasalarımızı ve geleceğimizi kendimiz belirleyecektik. On yıl sonra ekonomi iyi gitmiyor. Başbakanlar koltukta tutunamıyorlar. AB’ye dönmek çözüm olur mu? Kaldığımız yerden sınıfa dâhil olabilir miyiz acaba? Gururumuz biraz incinecek, orası kesin de, acaba sınıf kaybedecek miyiz?!
2016’da önümüzde iki seçenek vardı: Leave veya Remain.
Bugün üçüncü bir kelime daha konuşulmaya başlandı: Rejoin.
Geri dönmek.
Ev sahibinin ne düşündüğünü henüz tam olarak bilmiyoruz.
Bununla birlikte şanslı olabiliriz. ABD’nin Avrupa için savunma bütçesini kısmak istemesi, konjonktürel olarak İngiltere’ye yardımcı olabilir. AB’nin savunması için İngiltere, eski ortaklara iyi gelecektir.
- Enerji Savaşlarının Faturasını Kim Ödüyor?
- Londra’da Milletvekili Ara Seçim Heyecanı
- Konut Arzı Yetmiyor, Kiralar Yeniden Yükselişe Geçti
- İngiltere’de Otomobil Hırsızlıkları Engellenemiyor
- Londra’da Emlak Fiyatları Düşüyor: Kriz mi, Fırsat mı?
- İngiltere’de Gençlerin Geleceği: İş, Ev ve Güvenlik
- Ankara Anlaşması: Süreç Bitti mi, Asıl Mücadele Şimdi mi Başlıyor ?
- Halk Artık Söz Değil, Rahatlama Bekliyor
- Doğudan Batı’ya Durdurulamayan Göç Yürüyüşü
- Britanya’da İyi ki NHS Var







