Aysun Mete
Literatürde oldukça ilginç bir kavram var: Truman Sendromu…
Adını, başrolündeki Truman’ın bütün hayatının kendisinden habersiz bir şekilde kameralarla kaydedildiği ve milyonlarca insan tarafından izlendiği “The Truman Show” filminden alıyor.
Truman Sendromu yaşayan kişiler, hayatlarının gizlice kaydedildiğine, çevrelerindeki insanların aslında birer oyuncu olduğuna ve yaşadıkları dünyanın büyük bir kurgunun parçası olduğuna inanabiliyorlar.
İlk duyduğumuzda oldukça sıra dışı geliyor, değil mi?
Bir insan nasıl olur da herkesin kendisini izlediğine inanabilir?
Fakat ben burada başka bir soru sormak istiyorum:
Gerçekten bu düşünce günümüz dünyasına bu kadar mı uzak?
Bugün sokakta yürürken, bir kafede otururken, yemek yerken, tatile giderken, âşık olurken, ayrılırken, hatta ağlarken bile hayatımızın bir bölümünü başkalarına gösteriyoruz.
Üstelik Truman’dan çok önemli bir farkımız var.
Truman’ın hayatı kendisinden habersiz yayınlanıyordu.
Biz ise kendi hayatlarımızı kendi ellerimizle yayınlıyoruz.
Nerede olduğumuzu, ne yediğimizi, kiminle görüştüğümüzü, ne kadar mutlu olduğumuzu, ne kadar üzgün olduğumuzu, hatta bazen en özel anlarımızı bile hiç tanımadığımız insanlarla paylaşıyoruz.
Peki neden?
Çünkü sosyal medya çağının insanı yalnızca başkalarını izlemiyor.
Aynı zamanda kendisinin de sürekli izlendiğini düşünüyor.
“Herkes beni görüyor.”
“Herkes benim ne yaptığımla ilgileniyor.”
“Herkes benim hakkımda bir şey düşünüyor.”
Elbette klinik bir durum olan Truman Sendromu ile gündelik sosyal medya davranışlarımızı aynı kefeye koymuyorum.
Fakat aralarında düşündürücü bir benzerlik olduğunu da inkâr edemiyorum.
Belki de farkında olmadan çağımızın en büyük yanılgılarından birinin içinde yaşıyoruz, ne dersiniz!
Kendi hayatımızı, başkalarının bizimle gerçekte olduğundan çok daha fazla ilgilendiğini düşünerek yaşamaya başladık.
Bunun sonucunda da yalnızca yaşamıyoruz.
Nasıl göründüğümüzü düşünüyoruz.
Nasıl konuştuğumuzu düşünüyoruz.
Nerede oturduğumuzu, ne giydiğimizi, ne paylaştığımızı düşünüyoruz.
Hatta bazen yaşadığımız anın kendisinden çok, o anın dışarıdan nasıl göründüğüyle ilgileniyoruz.
Bunu söylerken kendimi de bu dünyanın dışında tutmuyorum merak etmeyin.
Ben de zaman zaman kendimi dışarıdan izler gibi değerlendirdiğimi fark ediyorum.
“Nasıl görünüyorum?”
“Kamerada nasıl görünürüm?”
“İnsanlar bunu nasıl algılar?”
Elbette medya benim işimin bir parçası olduğu için görüntünün ve insanların algısının hayatımda ayrı bir yeri var.
Ama dürüst olalım.
Bugün kaçımız gerçekten insanların bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç önemsemiyoruz?
Toplum içinde yaşıyoruz.
Saygı görmek istiyoruz.
Kabul edilmek istiyoruz.
Görülmek istiyoruz.
Fakat bütün bunların sınırı nerede?
Teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte yalnızca daha görünür olmadık.
Aynı zamanda daha kaygılı ve daha kuşkucu hâle geldik. Televizyon izliyoruz, korkuyoruz.
Haberleri izliyoruz, dünyadan korkuyoruz.
Sosyal medyaya giriyoruz, başkalarının hayatlarıyla kendi hayatlarımızı karşılaştırıyoruz.
Aysun Mete
“Beni Duy Beni Gör – Women’s Voices Project kapsamında hikâyesini paylaşmak isteyen kadınlar bana ulaşabilir.”
mail adresim: aysun.mete@gmail.com
Sonra izlediğimiz bütün bu görüntüleri kendi hayatımıza taşıyoruz.
Belki de asıl tehlike tam burada başlıyor.
Çünkü modern insanın gerçek ile kurgu arasındaki sınırı giderek kaybettiğini düşünüyorum
Belki de “kaybediyor” demek bile artık yanlış. Biz o sınırı çoktan kaybettik. Filmlerde gördüklerimizi hayatımıza taşıyoruz. Sosyal medyada gördüğümüz hayatları gerçek sanıyoruz.
Başkalarının mutluluğunu kendi mutsuzluğumuzla karşılaştırıyoruz. Ekranda gördüğümüz şiddeti, korkuyu ve davranış biçimlerini günlük hayatın içine sokuyoruz.
Öyleyse bugün kendimize şu soruyu sormamız gerek miyor mu?
Bugünün Truman’ı kim?
Gizlice izlenen kişi mi?
Hayatını gönüllü olarak milyonlarca insana yayınlayan kişi mi?
Yoksa ekranın karşısına geçip saatlerce başkalarının hayatlarını izleyen bizler mi?
Bence cevap tek bir kişi değil.
Çünkü bugün biz hem izleyeniz, hem izleneniz, hem de izleniyormuş gibi yaşayanız.
Biz izledikçe onlar yayınlıyor.
Biz merak ettikçe daha fazlasını gösteriyorlar.
Biz tıkladıkça, beğendikçe, yorum yaptıkça ve başkalarının hayatlarını takip ettikçe bu dev gösteri devam ediyor.
Belki de bugün Truman bir kişi değil.
Belki Truman hepimiziz.
Kimimiz kameranın önünde kendi hayatını sergiliyor.
Kimimiz ekranın arkasında başkalarının hayatını seyrediyor.
Kimimiz ise herkesin kendisini izlediğini düşünerek yaşamaya çalışıyor.
Ama sonuçta hepimiz aynı büyük gösterinin içindeyiz.
Ve belki de asıl sormamız gereken soru şu:
Bizi kim izliyor değil…
Biz neden hâlâ izliyoruz?
- Her şey sen olunca ben kim oldum?
- Hayal kırıklığı mı, yoksa beklentilerin mi?
- Bir Gün Her Şeye Sahip Olsak Bile…
- İlişkiler Küçük Şeylerden Yorulur
- İnsan En Çok Nerede Kendisi Olur?
- Geç Kalmaktan Değil, Yaşamamaktan Korkuyorum
- İhanet Önce İnsanın Kendinden Uzaklaşmasıdır
- Sevgi Varsa, Ne Eksik?
- Bir Hayata Dokunabilmek

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




