Aysun Mete
Geçenlerde bir arkadaşım bana uzun zamandır kurduğu bir hayaline sonunda ulaştığını anlattı. Aylarca uğraşmış, beklemiş, emek vermişti. Merakla sordum:
“Peki şimdi nasıl hissediyorsun?”
Bir süre düşündü.
Sonra omuzlarını silkti.
“Güzel…” dedi.
“Hepsi bu.”
Bu cevap günlerce aklımda kaldı.
Çünkü fark ettim ki çoğumuz hayatımızı bir sonraki hedefe ulaşınca mutlu olacağımıza inanarak geçiriyoruz. Daha iyi bir iş bulunca, daha büyük bir eve taşınınca, istediğimiz ilişkiye kavuşunca, terfi alınca ya da uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir yolculuğa çıkınca mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Sonra bir gün geliyor ve istediğimiz şeye kavuşuyoruz. Fakat çoğu zaman mutluluk sandığımız kadar uzun sürmüyor. Kısa bir süre seviniyor ve ardından yeniden başka bir şeyin eksikliğini hissetmeye başlıyoruz.
Belki de modern çağın en büyük problemlerinden biri tam olarak bu. Sürekli eksik olana odaklanıyor, sahip olduklarımızı fark etmeye ise neredeyse hiç zaman ayırmıyoruz.
İşte şükran ve minnettarlık tam da burada devreye giriyor.
Hayatımızdaki iyi şeyleri görmek, sahip olduğumuz ancak artık farkına bile varmadığımız güzellikleri yeniden hatırlamak, nefes alabildiğimizi, yürüyebildiğimizi, sevdiğimiz insanların sesini duyabildiğimizi ve her sabah yeni bir güne başlayabildiğimizi fark etmek… Bazen bunların ne kadar büyük armağanlar olduğunu unutuyoruz.
Oysa insan zihni ilginç çalışıyor. Sürekli sahip olmadığı şeyi büyütüyor, sahip olduğu şeyleri ise sıradanlaştırıyor. Psikolojide buna “alışma etkisi” deniyor. Bir zamanlar hayalini kurduğumuz şeyler zamanla normalleşiyor ve biz yeniden eksik olana bakmaya başlıyoruz.
Bu yüzden minnettarlık yalnızca güzel bir duygu değil; aynı zamanda bir bakış açısı.
Araştırmalar minnettarlığın stres seviyelerini azaltabildiğini, uyku kalitesini artırabildiğini ve genel yaşam memnuniyetini desteklediğini gösteriyor. Ancak beni bu konuda en çok etkileyen şey araştırmalar değil; kendi hayatımda gördüğüm değişim oldu.
Bir dönem ben de sahip olmadığım şeylere daha fazla odaklanıyordum. Eksiklerime, geciken planlara, gerçekleşmeyen hayallere… Farkında olmadan hayatın bana sunduğu birçok güzelliği görmez hale gelmiştim.
Sonra bir şey değişti.
Elimde olmayanlara değil, elimde olanlara bakmayı öğrendim.
Hayatımdaki şeyler için minnettar olmak, sahip olduklarımı takdir etmeyi öğrenmek hayatı daha basite indirgememi sağladı. Daha huzurlu ve daha sade yaşamaya başladım. Ve ilginçtir ki bu duyguyu paylaştıkça çoğaldığını gördüm.
Geçenlerde Londra’da yürürken önümden geçen yaşlı bir çifte takıldı gözüm. El ele yürüyorlardı. O an düşündüm; yıllar boyunca birlikte yaşlanmış, kim bilir kaç zorluğun içinden geçmişlerdi. Belki mutluluk tam da buydu. Sürekli yeni şeyler aramak değil, elimizde olanın değerini kaybetmeden görebilmek…
Şimdiki zamandan daha iyi bir an olmadığını fark ettim.
Çünkü hayat burada.
Tam şu anda.
Bu satırları okuduğunuz anda.
Ayrıca sahip olduklarımı takdir etmeye odaklandığımda, eksiklerim konusunda daha az endişe duymaya başladım ve bu durum özgüvenimi de artırdı. Dünyanın geri kalanını memnun etmeye çalışmadan, kendim ve ailem için elimden gelenin en iyisini yaparak yoluma devam edebilmek benim için büyük bir özgürlük hissi yarattı.
Ben bu dünyadan, olduğum kişinin en iyi versiyonu olmaya çalıştığımı bilerek ayrılmak istiyorum. Umarım sizler için de durum aynıdır.
Minnettarlık aynı zamanda bize vermeyi de hatırlatıyor. Çünkü ne kadar şanslı olduğumuzu fark ettiğimizde paylaşma isteğimiz de artıyor. Elbette birine ihtiyaç duyduğu bir şeyi hediye etmek güzeldir. Ancak zaman ayırmanın, birini gerçekten dinlemenin ya da ihtiyaç duyduğunda yanında olmanın çok daha değerli olduğuna inanıyorum.
Bize dolu dolu sevgi, hayat deneyimi ve ders veren insanları da unutmayalım. O yaşam derslerinden bazıları deneyimlediğimiz anda katlanılması zor olsa bile…
Çünkü yaşam yolculuğumuza giren herkes birer hediye.
Bazıları hayatımızda uzun yıllar kalıyor. Bazıları yalnızca kısa bir süreliğine uğruyor. Bazıları bizi mutlu ediyor, bazıları ise büyütüyor. Geriye dönüp baktığımda görüyorum ki karşılaştığım her insan bugün olduğum kişiye bir parça katkıda bulundu.
Bu nedenle artık yalnızca güzel anlara değil, beni geliştiren deneyimlere de teşekkür etmeyi öğreniyorum.
Ayrıca İlahi Yaratıcımıza, yaşamlarımızı sürdürmemiz için bize verilen tüm armağanlar için şükranlarımızı sunalım. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, bize sağlanan oksijen, üzerinde yaşadığımız dünya, doğanın bereketi, çiçeklerin güzelliği ve yaşamın sayısız mucizesi…
Ataol Behramoğlu’nun dizelerinde söylediği gibi, hayat gerçekten de sunulmuş bir armağandır insana.
Belki de bazen durup bu armağanın farkına varmaya ihtiyacımız vardır.
Keyifli anlarımız, çevremizdeki insanlar, yakınlarımız, sağlığımız, yeteneklerimiz ve başkalarından gelen iyilikler de aynı şekilde hayatımızın bütününde önemli bir rol oynuyor. Hepsi birbirine bağlı. Ve belki de birlik duygusu tam burada doğuyor.
Aslında minnettarlığın önemini yalnızca modern araştırmalar söylemiyor. Yüzyıllardır farklı kültürler ve manevi gelenekler de aynı noktaya işaret ediyor: İnsan sahip olduklarının farkına vardığında daha huzurlu, daha dengeli ve daha anlamlı bir yaşam sürebiliyor.
Yaşam koçluğu çalışmalarımda da sık sık aynı noktaya geliyoruz. Kendimizin en iyi versiyonu olmaya çalışırken çoğu zaman dış dünyayı değiştirmeye odaklanıyoruz. Oysa gerçek değişim çoğu zaman iç dünyamızda başlıyor.
Bu nedenle danışanlarımla birlikte günlük yaşamın içine küçük minnettarlık egzersizleri eklemeye başladık. Bir minnettarlık günlüğü tutmak, sevdiklerimizle minnettarlığımızı paylaşmak, yemeklerden önce kısa bir şükür anı oluşturmak ya da doğada bilinçli bir yürüyüş yapmak düşündüğümüzden çok daha etkili olabiliyor.
Bedenimize teşekkür etmeyi de çoğu zaman unutuyoruz. Oysa her gün bizi taşıyan ayaklarımız, nefes almamızı sağlayan ciğerlerimiz ve çalışan kalbimiz sessizce görevini sürdürüyor. Birkaç dakikalığına durup bunların farkına varmak bile bakış açımızı değiştirebiliyor.
Güne şu soruyla başlamayı seviyorum:
“Bugün hangi şey için minnettarım?”
İnanın, bazen tek bir soru bütün günün tonunu değiştirebiliyor.
Sonuç olarak biraz şükretmeyi bilmek gerçekten çok işe yarıyor.
Çoğu zaman içimizden geçirdiğimiz duyguları dile getirmiyoruz. Oysa bazen tek bir teşekkür, bazen içten söylenmiş bir takdir cümlesi, bazen de bir insanın hayatımızdaki yerini ona hatırlatabilmek ilişkilerimizi düşündüğümüzden çok daha fazla güçlendiriyor.
Hayatın durumu ne olursa olsun, minnettar olalım ve bize verilmiş olan sevgiyi, dostluğu, sağlığı ve sayısız armağanı hatırlayalım. Şükran sözleri yalnızca dudaklarımızda değil, kalbimizde de yer bulsun.
Kendinize mümkün olduğunca dolu dolu ama aynı zamanda sade bir yaşam sürme izni verin. Hayatı biraz daha az karmaşık hale getirmeyi deneyin. Her güne şükranla başlayın mesela.
Çünkü her zaman şükredecek bir şey vardır. Bazen sevdiğimiz bir insan, bazen baharın açan ilk çiçekleri, bazen güzel bir şarkı ya da yüzümüzde hissettiğimiz sıcacık güneş… Hayat çoğu zaman büyük mucizelerden değil, fark edilmeyi bekleyen küçük güzelliklerden oluşur.
Çünkü bazen mutluluk yeni bir şey bulmak değil, zaten sahip olduğumuz şeyi yeniden görebilmektedir.
Yazımı okuduğunuz için minnettarım.
İyi ki varsınız.
🙏🌺
“Beni Duy Beni Gör – Women’s Voices Project kapsamında hikâyesini paylaşmak isteyen kadınlar bana ulaşabilir.”
mail adresim: aysun.mete@gmail.com

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




