Mustafa Çetinkaya
İngiltere siyaseti yine tarihi bir dönemece girdi. Ekonominin en buhranlı olduğu bir dönemde Sir Keir Starmer’ın görevden ayrılmasının ardından gözler şimdi İşçi Partisi’nin yeni lideri ve ülkenin yeni başbakanı olmaya hazırlanan Andy Burnham’a çevrilmiş durumda.
Burnham’ın bugüne kadar yaptığı konuşmaları, seçim kampanyasında verdiği mesajları ve kamuoyuna yansıyan politika önerilerini incelediğimizde, İngiltere’nin önümüzdeki yıllarda farklı bir yönetim anlayışıyla karşılaşabileceği yönünde çokça fikir yürütülüyor. En dikkat çeken hedeflerinden biri, Londra merkezli yönetim anlayışını değiştirmek.
Burnham, İngiltere’nin dünyanın en merkeziyetçi ülkelerinden biri olduğunu düşünüyor ve yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesini savunuyor. Özellikle Manchester’da belediye başkanı olarak edindiği deneyimi ülke geneline taşımak istiyor. Konut, ulaşım ve ekonomik kalkınma gibi alanlarda kararların Westminster yerine yerel yönetimler tarafından alınmasını hedefliyor. Hükümet merkezinin kurumlarını ve dolayısıyla yetkilerini Manchester başta olmak üzere kuzey bölgelerine yaymak istiyor. Konut politikası da öncelikleri arasında yer alıyor. Yıllardır büyüyen konut krizi nedeniyle özellikle gençler ev sahibi olmakta veya uygun kira ile yaşayacak ev bulmakta zorlanıyor.
Burnham, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en büyük sosyal konut inşa programını başlatacağını söylüyor. Bunu söylemek kolay ve kulağa hoş geliyor. Bir önceki başbakan ve yardımcısı Angela Rayner, iki yıl önceki seçim vaatlerinde 1,5 milyon yeni ev sözü vermişti. Aradan geçen zamanda bunların kaç tanesi yapıldı, ne kadarı planlandı? Ev ile ilgili vaat vermek kolay da, yapmak o kadar kolay olmuyor. Ekonomide ise “çalışan değil, servet daha fazla vergilendirilmeli” anlayışını öne çıkarıyor.
Gelir vergisi, KDV ve Ulusal Sigorta prim oranlarını artırmayacağını açıklarken, büyük servetlerin ve yüksek değerli varlıkların daha fazla katkı sunabileceği bir vergi sistemini savunuyor. Hatırladığım kadarıyla Fransa bir süre önce bu yola gitti. Vergi vermek konusunda son derece hassas olan büyük sermaye ise şirketlerini ve paralarını yurt dışında bulunan vergi cenneti adalara kaydırabiliyor.
Böyle olunca hem sermayeden hem de beklenen vergiden oluyorsunuz. Bu da çok nazik bir konu; söylemek, yapmak kadar kolay olmuyor. Su ve enerji sektöründe de tamamen özelleştirilmiş yapı yerine kamu denetiminin güçlendirilmesini istiyor. Son yıllarda artan su faturaları ve enerji maliyetleri düşünüldüğünde bu yaklaşımın toplumun önemli bir kesiminde karşılık bulması şaşırtıcı olmayacaktır. Ukrayna Savaşı nedeniyle enerji faturaları yükselmişti. Nedendir bilinmez, son yıllarda su faturaları da “el yakmaya” başladı. Bu konuda halkı destekleyen politikaları isabetli olur. Fakat faturaların artmasının asıl nedeni konusunda, Ukrayna Savaşı ile ilgili bir açıklamasını duymadık.
Göç konusunda ise daha dengeli bir çizgi izlemeye çalışıyor. Göçün kontrol altına alınmasını savunurken, ekonomik ihtiyaçlar ile insani sorumluluklar arasında bir denge kurulması gerektiğini ifade ediyor.
Göç sorununu çözmek de göründüğü kadar kolay olmuyor. Bir yanda ucuz politikalarla her şeyin faturasını “yabancılara” yıkmaya çalışan ve sürekli yükselişte olan aşırı sağ bir parti, diğer yanda ise ülkenin gerçekleri var. Nasıl yapacağını izleyip görelim. Sosyal bakım sistemi konusunda da yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarına cevap verecek, daha güçlü ve herkes için erişilebilir bir bakım sistemi kurmak istiyor. Yaparsa iyi olur, izleyip görelim. Müstakbel Başbakan en az altı aydır kötü gidişata bakarak göreve geleceğini düşünmüş ve ülkenin selameti için birtakım hayaller kurmuş. Elbette bütün bu hedeflerin önünde önemli engeller bulunuyor.
İngiltere hâlâ yüksek kamu borcu, düşük ekonomik büyüme, NHS üzerindeki yoğun baskı, konut açığı ve küresel belirsizliklerle mücadele ediyor. Büyük vaatlerde bulunmak kolaydır; asıl mesele bunları zaten bozuk olan mali durum içinde hayata geçirebilmektir. Eğer Burnham yerel yönetimleri güçlendirme, konut üretimini artırma ve kamu hizmetlerini iyileştirme hedeflerinde başarılı olursa, İngiltere’de uzun yıllar etkisi hissedilecek yeni bir siyasi dönemin kapısını aralayabilir.
Aksi hâlde, birçok kez olduğu gibi, ekonomik gerçekler ve bütçe kısıtları birçok iddialı projenin kâğıt üzerinde kalmasına neden olabilir. Bu da sonuçta, iki yıl sonra yapılması beklenen genel seçimler öncesinde “eski başbakanlar” listesine yeni bir isim eklememize neden olabilir.
- 7 Mayıs Yerel Seçimlerinin Sonuçları Sir Başbakan’ı ‘Yedi’
- Çocukları Korumak mı, Dijital Dünyadan Koparmak mı?
- İngiltere’de Son Yıllarda Daha Çok Çalışmamıza Rağmen Daha Az Kazanıyoruz
- Eğitimde Başarı Tesadüf Değil, Erken Müdahalenin Sonucudur
- Geleceğin enerjisine geçiş artık bir tercih değil
- Britanya neden sürekli Başbakan kaybediyor ?
- 7 Mayıs 2026 Yerel Seçim Sonuçları
- 7 Mayıs Seçimleri Sürprizlerle Dolu
- Politikaya Devam…
- Ben ve Politika Hakkında

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




