Mesaj gelir, hemen cevap verirsin.
Bir arkadaşın desteğe ihtiyaç duyar, programını değiştirirsin.
İş yerinde yeni bir sorumluluk çıkar, “Ben yaparım.” dersin.
Birinin morali bozulur, saatlerce onu rahatlatmaya çalışırsın.
Gün sonunda ise kendine ayıracak enerjin kalmaz.
Sonra gece yatağa uzandığında aynı soru aklına gelir:
“Ben neden bu kadar yoruluyorum?”
İlk bakışta bunun nedeni yoğun bir hayat gibi görünebilir. Çok çalışıyor, çok sorumluluk alıyor ya da çevrende senden beklentisi olan insanlar bulunuyor olabilir.
Ama bazen asıl yorgunluk yaptıklarımızdan değil, kendimize rağmen yaptıklarımızdan kaynaklanır.
Çünkü bazı insanlar için “hayır” demek yalnızca beş harften oluşan bir kelime değildir. Reddedilme ihtimaliyle, suçluluk duygusuyla, hayal kırıklığı yaratma korkusuyla ve ilişkisini kaybetme endişesiyle iç içe geçmiş bir deneyimdir.
Bu yüzden çoğu zaman “Evet.” dediğimiz şey, aslında gerçekten istediğimiz için söylenmiş bir evet değildir.
Bazen huzursuzluk çıkmasın diyedir.
Bazen karşı taraf kırılmasın diyedir.
Fark etmeden zihnimizde yıllardır taşıdığımız bazı kurallar devreye girer:
“Beni yanlış anlarlar.”
“Beni sevmezler.”
“İyi insanlar önce başkalarını düşünür.”
“İnsanları hayal kırıklığına uğratmamalıyım.”
Bu düşünceler çoğu zaman bir günde oluşmaz. Çocuklukta aile içinde, okulda ya da önemli ilişkilerde tekrar tekrar öğrenilen mesajlar zamanla sessiz kurallara dönüşebilir. Kimileri sevgiyi uyumlu olduğunda gördüğünü hisseder. Kimileri takdir edilmek için hep başarılı ya da yardımsever olması gerektiğini öğrenir. Kimileri ise kendi ihtiyaçlarını dile getirdiğinde suçlu hissetmeye başlar.
Yıllar geçse de bu kurallar bizimle birlikte büyüyebilir.
Bu yüzden yetişkinlikte yaşadığımız birçok ilişki, aslında yalnızca bugünkü ilişki değildir. Eski öğrenmeler yeni insanlarla yeniden sahneye çıkar.
“Herkesi memnun etmeliyim.”, “İhtiyaçlarım önemli değil.”, “Reddedilirsem değersiz olurum.” gibi kökleşmiş inançlar, farkında olmadan davranışlarımızı şekillendirebilir. Sonuçta kişi sürekli başkalarını rahatlatmaya çalışırken kendi duygularını ertelemeye başlayabilir.
İlginç olan ise şudur:
Sınır koyamayan insanlar çoğu zaman daha çok severler diye değil, ilişkiyi kaybetmekten daha çok korktukları için sınır koyamazlar.
Oysa sağlıklı ilişkiler, sürekli kendinden vazgeçmeyi gerektirmez.
Bir isteği reddetmek, bir mesajı hemen cevaplamamak, dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu söylemek ya da “Bugün bunu yapamayacağım.” diyebilmek bencillik değildir. Bunlar, kişinin kendi sınırlarını fark etmesinin ve koruyabilmesinin doğal parçalarıdır.
Elbette sınır koymak her zaman kolay değildir. Özellikle yıllardır başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyarak yaşamış biri için bu yeni ve rahatsız edici bir deneyim olabilir. İlk zamanlarda suçluluk hissetmek de oldukça yaygındır. Ancak suçluluk duygusu, her zaman yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmez. Bazen yalnızca eski alışkanlıklarımızın değişmeye başladığını gösterir.
Terapi odasında sıkça gördüğümüz değişimlerden biri de budur.
İnsanlar yalnızca daha fazla “hayır” demeyi öğrenmez.
Kendi ihtiyaçlarını fark etmeyi öğrenir.
Yorgunluğunun nedenini anlamayı öğrenir.
İlişkilerinde yer kaplamanın da sevilebilir olmanın bir parçası olduğunu deneyimlemeye başlar.
Çünkü sınırlar, insanlar arasında duvar örmek için değil; ilişkilerin içinde kendimizi de kaybetmeden var olabilmek için vardır.
Ve bazen en sağlıklı “evet”, tam zamanında söylenmiş bir “hayır” ile başlar.
Melike Barış
Psikolog
Website: www.melikebaris.com
Instagram: www.instagram.com/psikolog_melikebaris/
- Hazır Hissetmeyi Beklemek
- Sürekli Herkesin Ne Düşündüğünü Hesaplıyorsan, Bunu Oku
- Bir Şey Yaptım Galiba
- Senin Beğendiğin Bir Tip Yok, Senin Bir Paternin Var
- Theraplay Oyun Terapisi
- Ne İyimserlik Ne Karamsarlık
- Bahçendeki Çiçek
- Kendini Ertelememek
- Seni Taşırken Kendim Düştüm
- Kendi Hayatının Seyircisi Olmak

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON





