Faruk Eskioğlu
Bu yazıyı kaleme aldığım gün 28 Aralık 2025’ti. Tam 40 yıl önce bugün British Airways’in uçağında Londra yolcusuydum. O çok garip, hüzünlü ve buruk halimi anlatsam dertlenirsiniz? Onca dert arasında ne gerek var ki? 40 yıl önce bir akşam vakti uçak Londra semalarında süzülürken Londra ışıl ışıldı. Ben de kendimce “Bir ışık da ben yakacağım bu şehirde” demiştim. Öyle de oldu. 40 yıldır ışığımı söndürmedim. Elim ne zaman prize gitse o sözüm aklıma gelir. Şimdi düşünüyorum da ne büyük cesaret yahu! Dilini, kültürünü, tarihini, ovalarını, yaylalarını, türkülerini ve küfürlerini bilmediğin, kimin kimsen olmadığı bir belirsizliğe (üstelik beş parasız) uçmak….
O tarihin 10 yıl öncesi 1975’in Ağustos ya da Eylülüydü. Tam yarım asır öncesiydi yani. Annemle Akşehir’den Ankara’ya otobüsle gidiyoruz. İçim içime sığmıyor. Artık üniversite öğrencisi olarak bu büyük şehirde bir birey olarak yaşayacaktım. Kendi bütçem ve kendi kararlarım olacaktı. Otobüs bir akşam vakti bir tepeden Ankara’ya girdiğinde kent ışıklarını gördüm. Işıl ışıldı… Kendimce işte “Bir ışık da ben yakacağım bu şehirde” demiştim yine…
Dostlar Londra serüvenimin 40 yılın muhasebesini yapmak istiyorum. Belki tası tarağı toplayıp, köprüleri yakmak isteyen bunalmış genç arkadaşlara deneyimlerim yararlı olur deyü. Öncelikle İngiltere’de demokrasi, insan hakları, çalışma koşulları, adalete ve kamu kurumlarına güven duygusu, iş bulma ve yaratıcılığını geliştirme şansı, kadın – çocuk ve engelli hakları, fırsat eşitliği, fırsatlar, sosyal haklar, sağlık sistemi, sosyal güvenceler Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar gelişmiş. Londra’ya ilk geldiğim günlerde araçların olur olmadık korna çalmaması, sıraya kaynak yapılmaması ve sokaktaki insanların yere tükürmemesi çok hoşuma gitmiş ve “İşte burası benim yaşayacağım yer” demiştim.

Türkiye’de şimdi pek rastlanmasa da o zamanlar öyleydi. Ayrıca adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk ve kamu olanaklarını kişisel amaçla kullanma gibi kavramlar kurumlaşmış değil de münferit sayılır. İşçi sınıfının mücadelesi sonrası kazanılan eşit işe eşit ücret ve sosyal haklar kısaca sosyal devlet anlayışı hâlâ korunuyor. Her şeyin ötesinde başka bir kültürle tanışmak pencerenizi büyütecek, sizi dünyalı kılacaktır. Yurtdışından Türkiye’ye küresel açıdan bakmak da bir ayrıcalık sayılır. Londra’yı da daha önce yaşadığım Akşehir, Ankara ve İstanbul kadar çok seviyorum. Uzaklaşmaya göreyim çok özlerim. Zaten insan işini, eşini ve şehrini sevmeli. Öyle değil mi?
Bu saydıklarım artı yanları… Eksi yanlarının başında göçmen ve göçmenlik sorunları geliyor. Gittiğiniz yerde hep “yabancı” olmak çekilesi bir durum değil dersem abartmış olmam. Gerçi Londra çok kültürlü bir şehir ve nüfusun yarıdan fazlası başka kültürden. Buna rağmen çoğu siyasinin günah keçisi göçmenlerdir. Irkçılık ve ayrımcılık yasal olarak suç olsa da gizli ırkçılığın çok kolay mağduru olabilirsiniz. Örneğin Kıbrıslı bir arkadaşımın üniversite mezunu oğlu adını değiştirince iş bulabilmişti. Tabii aksanlı İngilizce konuşmanız ve adınızın yabancı olması ikinci sınıf vatandaş olmanız için bir neden. Yabancı bir yerde kök salmak hiç de kolay değil. Her zaman söylediğim gibi bir saksı çiçeğinin yerini değiştirirseniz küsebilir. Kendi kısır toplumunuza kolayca hapsolabilir, Londra’daki Bağcılar’ın içinde kendinizi bulabilirsiniz. Bizim toplumun bin davetli düğünlerine baktığınızda bunu kolayca gözlemleyebilirsiniz. O koca salonda bir kaç İngiliz misafire rastlarsanız “bravo” diyebilirsiniz.
Bu durumda dünyanın kültürel olarak en zengin metropolünde kendinizi kolayca köreltebilirsiniz. Almanya örneğinde olduğu gibi kendi dar çevrenize sığınıp baskın kültüre düşmanlık geliştirme riskinden de söz etmeliyim. Tarikatların bu konuda sürekli avda olduğunu da hatırlatayım. Bütün bunların ötesinde memleketinizden çıkarken “gidip gelememek, gelip de görememek” sözü kulağınızda küpe olmalı. Sevdiklerinizden uzun süre ayrı kalmak ve dostlarınızın yerini gittiğiniz yerde dolduramamak da sizi başka açıda yoksullaştıracak şeyler olacaktır. Eğer çok kültürlülüğü bir zenginlik olarak görür kendi renginizi kaybetmeden içinde yaşadığınız kültürle uyumlu yaşamayı becerirseniz “göçmenlik” sorunlarının da üstesinden gelmeniz kolaylaşacaktır. Ben mi? Sanırım bunu becerenler arasında sayılırım. Londra serüvenimden dolayı şimdi hayatta olmayan sevdiklerimden ayrı düşmek, bir türlü yanıtlayamadığım “değer miydi?” sorum. Bu da Londra’da 40’ıncı yılın muhasebesinde “ağır bedel” olarak yazılan kalemler arasında… Fransa’dan
- Bizim toplumun yoğunlaştığı restoran sektörü alarm veriyor !
- Shabana hanım, “Bunlar daha iyi günleriniz” diyor!
- Britanya vatandaşıyım diye güvenme!
- Ressam Cevdet Akman’ı tanıştırırım
- Londra’dan Fazıl Say geçti…
- 3 Aralık deyince…
- Londra’da ev almak için iyi bir zaman mı?
- Londra dünyanın en iyi şehri…
- Londra’dan iki cesur gazeteci geçti…
- Saygın şirketlerin “asgari ücret” entrikası



ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




