Faruk Eskioğlu
Türkiye’de Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı stand-up gösterisindeki şakası nedeniyle komedyen Tuba Ulu hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla dava açılmış ve 3 yıla kadar hapis cezası istenmiş…
Türkiye’de bu tür örnekleroldukça fazla… İngiltere’de yaşayınca iki ülkedeki ifade özgürlüğünü kıyaslayabiliyorsunuz.
Yanlış anlaşılmasın İngiltere’de ifade özgürlüğü öyle “mükemmel” falan değil ama göreceli olarak iyi diyebiliriz. İki anımı paylaşarak yorumu sizlere bırakıyorum…
***
80’lerin sonu ve 90’larda Türkiye’nin o dönemdeki en iyi dergilerinden Nokta’nın İngiltere temsilcisiydim. 1992’de binden fazla katılımcının yer aldığı büyük bir salonda “Büyük Britanya Müslüman Parlamentosu”nun kuruluş haberini izlemiştim.
Müslüman Parlamentosu’nun Pakistan kökenli kurucusu Kalim Siddiqui kürsüden bütün delegeleri parlamentonun milletvekili olarak ilan etti. Hazret çıtayı yükselttikçe yükseltti ve bundan böyle Westminister Parlamentosunu da tanımayacaklarını söyledi. “Hooops… Bu da ne diyor yahu? Şimdi İngiliz SAS komandoları çatıdan iple sarkıp, hepimizi besmelesiz katledecekler…“
Bu arada Siddiqui coştukça coşuyor, o coştukça “milletvekilleri” tekbir sesleriyle salonu inletiyordu. “Yarabbi bu meczuplar kapalı salonda İslam devrimi yaptı. Biri ‘haydi’ dese, ‘vurun kahpeye’ filmindeki o meşaleli sahne, Westminister’de gerçek olacak.”
O değil SAS’lar patır patır çatıdan indiğinde “Birader bak ben yalnızca gazeteciyim” deyip beyaz mendil sallasam da o hengâmede işe yaramayacak. O gün çok büyük bir habere ve tarihi bir ana tanıklık ettiğimi düşündüm. Haberi büyük bir heyecanla Nokta’ya geçtim. (Nokta’nın haber merkezi de iki tam sayfa ayırarak benim görüşümü paylaşmış oldu.)
Ertesi gün İngiliz ulusal basınına gözattığımda şaşırdım. Haber yalnızca gazetelerin birinde ve kibrit kutusu kadar verilmişti. Ne SAS’lar geldi, ne dönemin başbakanı Margaret Thatcher iki kelam etti, ne de ulusal medya bu “önemli” habere yer verdi… Maazallah Türkiye’de Alevilerin ya da Ermenilerin böyle bir girişimi olsa, n’olurdu? Siz söyleyin. Vazgeçtim söylemeyin.
***
90’ların ikinci yarısıydı… Nokta için İşçi Partisi’nden bir milletvekili ile parlamentodaki odasında söyleşi yapacaktım. O gün toplantı öncesindeki Trafalgar’dan başlayıp parlamentoya kadar uzanan ırkçılık karşıtı yürüyüşe de katıldım. Sırtımda fotoğraf makinesi ile Big Ben’iyle ünlü taş yapılı parlamentonun dev kapısında giriş sırasına girdim. Ziyaretçiler çanta gibi beraberinde getirdiklerini dijital kontrol için arama bantına bırakıyor ve digital kapıdan geçtikten sonra güvenlik nazik bir şekilde “hoşgeldiniz” diye karşılıyordu . Sıra bana geldiğinde beni apar topar kenara aldılar ve tepeden tırnağa aradılar, fotoğraf makinesinin bulunduğu çantayı didik didik ettiler. Herkese boncuk dağıtan güler yüzlü güvenlik görevlisi amiriyle de telsizle istişare ettikten sonra sert bir ifadeyle içeriye “buyur” etti. Hoşbulduk yani! Tipimi beğenmedi herhalde zağar…
Milletvekili’nin ofisinde sekretere randevum olduğunu söyledim ama kadın deftere bakmadan milletvekilinin benimle görüşmeyeceğini söyledi. “Gerekçe?” “Gerekçe falan yok işte…” Hayırlara vesile olsun… Yapacak bir şey yok… Gelmişken parlamentonun cafêsinde filtre kahve içmesek olmaz. Bir acı kahvenin 40 yıl hatırı var değil mi? Kahve keyfi ve kasvetli taş binadaki “turist” turumdan sonra ana giriş kapısına bakan dev salonundaki bankta soluklanmak için tam oturmuştum ki, “Kızıl Ken” lakaplı Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone’u gördüm. Hemen fırlayıp yanına gittim. Kendimi sosyalist bir gazeteci olarak tanıtıp belediyenin basın listesine eklenmek üzere kartvizitimi takdim ettim. O kibar adam birden huysuzlandı, işi olduğunu söyleyip kartviziti de almadan hızla uzaklaştı… “Sanırım bugün buradakiler tersinden kalktı” diye düşündüm. Eee papaz her zaman pilav yemez…
O akşam eve döndüğümde kız arkadaşım “Bu kılıkla mı gittin parlamentoya?” diye sordu. Aynaya baktım. Irkçılık karşıtı yürüyüşte kabanın göğsüne farkında olmadan sticker yapıştırmışlar. Stickerde de “Parlamento Nazilerin yuvasıdır” yazılıydı. Hadi buradan yakın! Ben göğsümdeki o yazıyla parlamentoda tur attım durdum… Ya bu olayı TBMM’nde yaşasaydım n’olurdu? Siz söyleyin. Vazgeçtim söylemeyin.
- İngiltere’nin kargaları
- Türkiye’den beyin göçü araştırması…
- Memlekete aracıyla gidecekler aman dikkat…
- Olası başbakan Burnham’ı tanıştırırım…
- Kuzey İrlanda saldırganları bizim topluma da yönelebilir
- Dünya Kupası’nda işin şirazesi iyice kaydı
- Kaçırılmaması gereken sanat etkinlikleri…
- Festival sezonu başlıyor! Londra parkları şenlenecek
- İki yeni yazar, iki yeni kitap
- Jeremy Corbyn’e göre, İşçi Partisi neden kaybetti ?

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




