Faruk Eskioğlu
Geçen cumartesi ailecek Tate Modern’deki “Frida (Kahlo): The Making of an Icon” ve “Tracey Emin Second Life” başlıklı sergileri gezdik. Meksikalı ressam Frida Kahlo sergisi 25 Temmuz’da başlamıştı ve 7 Ocak’a kadar sürecek. Kıbrıs Türk kökenli Tracey Emin’inki ise 27 Şubat’ta başlamıştı 31 Ağustos’ta sona erdiği için ucundan yakalamış olduk.
Frida Kahlo’nun sergisinden başlarsak; ressamın eserleri, takıları, giysileri ile kendisinden etkilenen sanatçıların başta Frida portreleri olmak üzere diğer eserleri ile çağdaş Meksika ressamlarından örnekleri görme şansımız oldu. Frida Kahlo; yerli kökenli, devrimci, engelli, biseksüel Meksikalı bir kadın… Yaşarken — ünlü duvar resmi sanatçısı Diego Rivera’nın eşi olması dışında— pek de tanınmayan Frida Kahlo’nun tüm zorluklara rağmen nasıl dünyanın en sevilen sanatçılarından biri haline geldiğini sergideki “Fridamania” köşesindeki bez çantalardan tişörtlere, bez ayakkabıdan çoraplardaki portresinden görebiliyorsunuz.

İlginçtir sergi komşusu
Tracey Emin’in Frida Kahlo kılığına girdiği bir fotoğrafı da sergilenen eserler arasındaydı.
1907’de doğan Frida Kahlo, Mexico City’de, günümüzde hayatına ve kariyerine adanmış bir müze olan La Casa Azul’da büyümüş. Doğum gününü, ülkesindeki devrim ruhunu benimsemişçesine Meksika Devrimi’nin yılı olan 7 Temmuz 1910 olarak kabul etmiş. Çocukken geçirdiği çocuk felci bir bacağının diğerinden daha kısa kalmasına neden olmuş ancak 18’indeyken geçirdiği otobüs kazası yaşamını etkilemiş. Yatakta geçirdiği iyileşme sürecinde resim yapmaya başlamış ve yaşadığı acıları tuvale aktarmış.
Kahlo’nun 1953’de sağ bacağı kangrenden dolayı diz hizasından kesilmek zorunda kalsa da kendi ülkesinde açılan tek kişisel sergisine ambulansla katılmış…
Siyasi bir aktivist de olan Kahlo, gelecekteki eşi Rivera ile 1927 yılında Meksika Komünist Partisi aracılığıyla tanışmış. Fırtınalı ilişkiler yaşayan sanatçının eşi Rivera, Kahlo’nun kız kardeşi Cristina Kahlo ile ilişki sürdürürken; Kahlo da eski Sovyet lideri Leon Trotsky, sanatçı Isamu Noguchi ve fotoğrafçı Nickolas Muray ile romantik ilişkiler yaşamış. 1938’de New York’ta kişisel bir sergi açmış ve çokça seyahat ederek André Breton, Georgia O’Keeffe ve Marcel Duchamp gibi sanat dünyasının önde gelen isimleriyle dostluklar kurmuş.
Frida Kahlo, 13 Temmuz 1954’te, akciğer embolisinden yaşamını yitirdiğinde son tablosu “Yaşasın Yaşam” adını taşıyormuş. Sanatçının cenazesi ertesi gün yakılmış.
Tracey Emin’e gelirsek, sergi sanatçının samimi ve itiraf niteliğindeki dünyasına adım olarak tanımlanmış.
Bu önemli sergi, Emin’in çığır açan sanat pratiğinin 40 yıllık geçmişini ele alıyor; sanatçının kariyerinde dönüm noktası niteliğindeki ses getirmiş eserlerini daha önce hiç sergilenmemiş çalışmalarıyla bir araya getiriyor. Resim, video, tekstil, neon, yazı, heykel ve yerleştirme gibi mecraları kullanan Emin; tutku, acı ve iyileşme süreçlerini keşfetmek için kadın bedenini güçlü bir araç olarak kullanarak sınırları zorlamaya devam ediyor.
Kıbrıslı Türk kökenli Tracey Emin, kendi kuşağının en önemli çağdaş sanatçılarından biri sayılıyor. Sanatın ne olabileceğine dair algıları sarsan ve hem eleştirmenler hem de kamuoyu nezdinde hararetli tartışmalara yol açan, Turner Ödülü adayı “My Bed” (Yatağım) gibi ikonik eserleriyle 1990’larda geniş çapta tanınırlık kazanmıştı. Emin’in kişisel olanla kamusal olan arasındaki ayrımı reddetmesi ve tavizsiz bir kendini ifade etme biçimini benimsemesi, hem Britanya kültüründe hem de küresel sanat tarihinde tarihi bir ana damgasını vurduğu yorumlanıyor.
Emin’in hikâyesini daha geniş bir çerçeveye taşıyan bu sergi; sanatçının aşk, travma ve otobiyografi üzerine derin sorular yöneltirken sergilediği o ham ve itiraf niteliğindeki yaklaşımı onurlandırıyor. Sergi aynı zamanda sanatçının resim sanatına olan ömür boyu süren bağlılığını gözler önüne seriyor ve yakın dönem çalışmalarını, hayatını sanatına aktarma biçimlerinin bir zirvesi olarak sunuyor.
Tracey’in yaşam öyküsü de oldukça ilginçtir. Büyükbabası Abdullah, Sudanlıdır. Abdullah 13 yaşındayken kendisinden bir yaş küçük kız kardeşiyle balık tutarken köle tüccarları tarafından kaçırılır. Akrabaları atla korsanların peşine düşse de yakalayamaz. Tüccarlar bottayken kardeşleri ayırır ve Abdullah’ı Kıbrıs Larnaka Limanı’nda (kendisini Hıristiyan yapan) Kıbrıslı bir Yunan vatandaşına açık attırmayla satarlar. Abdullah’ı daha sonra bir Türk köle taciri satın alır ve bir sonra da özgürleştirir. Abdullah, Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türk bir kadınla evlenir ve 7 çocuk sahibi olur. Ortanca çocuk Cuma ise Tracey Emin ve Baroness Ece’in büyükbabasıdır. 1963’te Croydon’da doğan sanatçının babası Enver Emin; Londra Toplum Postası’ndaki (28 Şubat 2002) söyleşisinde 1921’de Kıbrıs Ayios Theodoros Köyü’nde doğduğunu, 1949’da da 28’indeyken kendisinden önce gelen kardeşlerinin davetiyesiyle Londra’ya geldiğini anlatıyor. Baba Emin, gençliğinde çok yakışıklı olduğunu belirterek iki kez evlenmesine karşın sevgililerinden de toplamda 23 çocuğu olduğunu itiraf ediyor. Enver Emin, Tracey’yi annesi bir kopyası diye tanımlıyor.
- Türkiye’nin Londra büyükelçileri…
- Bakkalların piri nam-ı diğer “Topal Ali” Ali Güneş’in ardından…
- Yerel gazete mi, toplum gazetesi mi?
- Toplum olarak spora katkımız
- Kıbrıs’ta çözüm umudu yeniden yeşeriyor…
- İngiltere’nin kargaları
- Türkiye’den beyin göçü araştırması…
- Memlekete aracıyla gidecekler aman dikkat…
- Olası başbakan Burnham’ı tanıştırırım…
- Kuzey İrlanda saldırganları bizim topluma da yönelebilir





