Mustafa Çetinkaya
İşçi Partisi bir buçuk yıl önce iktidara gelirken seçmene, daha adil bir ülke, ekonomik refah, daha temiz bir siyaset ve yıllardır biriken öfkeyi anlayan bir yönetim vaat etti.
Bugün gelinen noktada ise kesintiler, antidemokratik güç yasaları, skandallar ve tabandan kopuk politikalar konuşuluyor.
Eski başbakanlardan Tony Blair döneminden kalma kadrolarla işleri yürütmek isteyen başbakan, koltuğunu her an kaybedebilir.
Keir Starmer için asıl tehlike, saldırgan muhalefetten değil, kendi parlamento grubu içinden gelecektir.
İşçi Partisi sürekli güç ve ahlaki zemin kaybı yaşıyor.
Bu kaybın en görünür sembolü, Lord Peter Mandelson’un ABD Büyükelçiliği’ne atanmasıdır.
Bu karar, yalnızca tartışmalı bir ismin yeniden vitrinin en önüne taşınması değildir.
Starmer’ın seçim boyunca pazarladığı “yeni siyaset” iddiasının fiilen rafa kaldırıldığının ilanıdır.
İşçi Partisi, yıllarca parti tabanının mesafeli durduğu, eski güç ağlarıyla özdeşleşmiş bir figürü Washington gibi kritik bir başkente göndererek, kendi seçmenine “değişim söylemi kampanyaya aitti, iktidar ise yine bildik ellerde şekillenecek” mesajı vermiştir.
Hükümet aynı zamanda göç politikalarında sertleşme yarışına giriyor.
Seçim öncesi daha insani, daha rasyonel ve daha hukuka dayalı bir yaklaşım vaat eden İşçi Partisi, iktidarda muhafazakâr refleksleri kopyalayan bir dili kullanıyor.
Sığınmacılar ve göçmenler, kamuoyundaki rahatsızlığı yatıştırmak için kolay hedef hâline getiriliyor.
Bu yaklaşım yalnızca etik açıdan değil, siyasal açıdan da tehlikeli bir eşiğe işaret ediyor: İşçi Partisi, kendi kimliğini savunmak yerine, rakiplerinden “rol çalmaya” çalışıyor.
Öte yandan sosyal kesintiler, özellikle de en kırılgan grupları etkileyen düzenlemeler, hükümetin sınıfsal adalet iddiasıyla açık bir çelişki yaratıyor.
Emekliler, dar gelirli aileler ve sosyal desteklere bağımlı kesimler için yapılan her kısıtlama, “ülkeyi çalışan insanlar için yönetme” söyleminden uzaklaştırıyor.
Tam da bu ortamda, hükümet içinden gelen nadir çıkışlardan biri eski liderlerden Ed Miliband’dan geldi.
Miliband’ın, hükümetin yaptığı bazı hataların bütün olumlu işleri “boğduğunu” söylemesi, aslında Starmer’ın ekibi içindeki rahatsızlığın yüksek sesle dile getirilmiş hâlidir.
Miliband, Starmer’ın sınıf eşitsizliğine karşı “yanıp tutuşan bir tutkuya” sahip olduğunu savunurken, farkında olmadan şu soruyu da gündeme taşıdı: Bu tutku gerçekten var ise, neden hükümetin kararlarına yansımıyor? Sorun artık Starmer’ın neye inandığı değil, neyi uyguladığıdır.
Kısa zaman önce iktidara gelen Bakanlar Kurulu üyeleri, koltukta kalacakları süreyi uzatmaya çalışıyorlar; fakat milletvekilleri ve parti içi cephede tablo sertleşiyor.
Son günlerde yaşanan güvensizlik açıklamaları ve kulislerde konuşulan liderlik senaryoları, Starmer’ın otoritesinin ne kadar ince bir zeminde durduğunu gösterdi.
Dün için bastırılan huzursuzluk ortadan kalkmış değildir.
İşçi Partisi milletvekilleri, yalnızca kamuoyu yoklamalarına değil, sahada seçmenle aralarındaki bağın hızla zayıfladığını da görüyorlar.
7 Mayıs 2026 yerel seçimleri, herkesin gerçekleri görmesini sağlayacak.
Milletvekilleri, olası bir erken seçimde koltuklarını kaybetmekten korkmaya başladılar bile.
Starmer’ın en büyük siyasi hatası, belki de kendi liderlik hikâyesini anlatamaz hâle gelmiş olmasıdır.
Seçim döneminde “ülkeyi dönüştürecek bir proje” olarak sunulan şey, bugün teknik yönetime, kriz söndürmeye ve imaj onarımına indirgenmiştir.
Mandelson ataması bu yüzden bu kadar rahatsız edicidir; çünkü bu karar, iktidarın artık hangi değerler etrafında şekillendiğini çok açık biçimde ele vermektedir.
İşçi Partisi bugün yoksulluğu, eşitsizliği ve dışlanmayı konuşmak yerine, kime hangi koltuğun verildiğini, hangi skandalın üzerinin ne kadar hızlı örtüldüğünü tartışır hâle gelmiştir.
Starmer koltuğunu yarın kaybetmeyebilir.
Ancak bugünkü tablo şunu net biçimde gösteriyor: Eğer bu hükümet yönünü hızla değiştirmezse, Starmer’ı götürecek olan şey muhalefetin baskısı değil, kendi partisinin sabrının tükenmesidir.
Sessiz bir çözülme başlamıştır ve bu çözülme artık kapalı kapılar ardında değil, herkesin gözünün önünde yaşanmaktadır.
- Altın ve Gümüş Neden Bu Kadar Hızlı Yükseliyor?
- İşçi Partisi’nde Liderlik Oyunları
- Çocukların Ekranla İmtihanı: Yasak mı, Akılcı Koruma mı?
- İlk Evi Almak İçin Doğru Zaman mı?
- Keir Starmer için geri sayım başladı!
- Çocuklar İçin Sosyal Medya Yasağı
- 2025 Yılı Yurtta ve Dünya’da Nasıl Geçti
- Sağ ve Sol İktidarların Farkları
- İktidara Gelenler Mümkünse Bir Daha Seçim Yapmak İstemiyor ?
- Ekonomiyi mi, Yoksa Algıları mı Yönetiyorsunuz?

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




