Mustafa Çetinkaya
Bir yıl önce orta sınıfa mensup, iyi bir eğitim almış, orta halli 69 yaşında bir kadınla sohbet etmiştim. Bana İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğduğunu ve büyük bir savaş görmeden bu günlere gelen bir kuşağa mensup olduğu için kendini şanslı kabul ettiğini söylemişti.
Elli yaşı devirmiş biri olarak biz kendimizi şanslı mı yoksa şanssız mı görmeliyiz, bilemedim. Herkesin sığabileceği bir yer ve herkese yetecek aş olan dünyada, daha anlayışlı, daha paylaşımcı olacağımıza neden tam tersi oluyor? İnsanlar, yüz yıl öncesine kadar güçlü olanın haklı olduğu bir dünyada yaşıyormuş. Sosyalist düşüncenin etkisi ve alt sınıfların örgütlenmeye başlamasıyla “vahşi kapitalistler” biraz kendilerine çeki düzen vermeye başlamışlardı. Silahlanma yarışına ayak uyduramayan Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla meydan yine “kovboylara” kaldı. Sömürü yıllarında olduğu gibi, kimde petrol var, kimde değerli maden varsa onlara yönelik kanunsuz, kuralsız bir “çökme” dönemine girdik. Bindik âleme, gidiyoruz kıyamete…
Belki de son yirmi yıldır “Geçen yıl bundan daha iyiydi” diyerek zaman geçiriyoruz. Ekonomi daha iyi olmuyor, çalışma saatleri ve iş koşulları iyileşmiyor. Sağlık sistemleri ve eğitim iyiye gitmiyor. En gelişmiş ülkelerde bile enflasyon yoluyla insanlar fakirleştiriliyor. Bunca çalışmaya ve birikime rağmen kazanılan artı değerler nereye gidiyor? Ülkelerin kazanımları ve birikimleri nereye uçuyor? Daha az tüketip, daha az çalışıp, daha mutlu yaşamak bu kadar mı zor? Dünyayı yöneten görünmez güçler “sadist” mi? Çocukların, masumların, insanların yok yere kitleler hâlinde öldürülmesi, acı çekmesi onlara zevk mi veriyor? Zor zamanlarda yaşamak bize mi düştü? En son dünya savaşı o kadar kanlı olmuş ki en az 60 milyon asker ve sivil insan ölmüş. İnsanlık bir daha bu acıyı yaşamamak için kurallara dayalı bir düzene geçmek istemiş. İkinci büyük savaştan bu yana ufak tefek sapmalar olsa da topyekûn savaşlar yaşanmamış.
Dünya, uzun bir demokrasi döneminden sonra yeniden “diktatörler” çağına mı girdi? Bir hastalık gibi ortak akıl bir tarafa atılarak “En güçlü lider, en büyük lider” denilerek birilerinin peşine gitme dönemi mi başladı? Bu liderlerin tarihin görebileceği en çağ dışı, en çapsız kişiler olması bir tesadüf mü, yoksa tarihin bize bir oyunu mu? Televizyonda film izler gibi binlerce insanın korkunç silahlarla katledilişini izliyoruz. Her şeyi o kadar kanıksadık ki artık şaşırmıyoruz. Her gün daha kötü koşullar önümüze çıkıyor, onu da normalleştiriyoruz. Buradan bakınca 80’ler, 90’lar ne kadar güzelmiş. Fakirdik, daha az şeyimiz vardı belki ama mutluyduk, onurluyduk. Bir kap yemeğimizi paylaşırdık ve geleceğin daha güzel olacağına inanırdık. Daha çok kitap okur, daha çok sorgulardık.
Dünya beş yıl önce toplu halde kapandı, dünyanın sonumu geliyor adlı filmi izledik. Şimdilerde arkası gelmez, kuralsız ve kanunsuz savaşlar dönemine girdik. Sıradaki kurban kim? Parçalanan bir sonraki ülke, kurban edilen milyonlar “savaş tanrılarını” memnun edebilecek mi? Yeni dünya kimin için şekilleniyor? Binlerce yıllık medeniyet, bu çılgın gidişe “dur” diyecek kadar aklıselim ve sağduyulu insanlar yetiştiremedi mi?
- 7 Mayıs seçimlerinin Britanya için anlamı
- Londra’da ev almak için doğru zaman mı?
- Başbakan Starmer’ın Sessiz Çöküşü
- Altın ve Gümüş Neden Bu Kadar Hızlı Yükseliyor?
- İşçi Partisi’nde Liderlik Oyunları
- Çocukların Ekranla İmtihanı: Yasak mı, Akılcı Koruma mı?
- İlk Evi Almak İçin Doğru Zaman mı?
- Keir Starmer için geri sayım başladı!
- Çocuklar İçin Sosyal Medya Yasağı
- 2025 Yılı Yurtta ve Dünya’da Nasıl Geçti

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON





