Berna Uytun Önk
Bunu bir göçmen hikayesi olarak okumayın.
Bu bir bekleme hikayesi de değil.
Bu, yavaş yavaş tükenmenin hikayesi.
İngiltere’de Ankara Agreement kapsamında yaşayan binlerce insan gibi ben de yıllardır kurallara uyarak, vergimi ödeyerek, kimseye yük olmadan bir hayat kurmaya çalışıyorum.
Biz bu ülkeye arka kapıdan girmedik.
Kaçak yaşamadık.
Sistemi dolandırmadık.
Tam tersine, sistemin istediği her şeyi yaptık.
Ama bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça söylüyorum:
Bu artık bir süreç değil.
Bu bir çıkmaz.
Bir yılı geçen başvurular var.
Aylarca tek bir geri dönüş alamayan insanlar var.
Ve en kötüsü…
Hayat, bu bekleme süresince durmuyor.
Cenazeler oluyor, gidilemiyor.
Düğünler oluyor, katılamıyorsun.
Ailen var.. ama ulaşamıyorsun.
Ben bugün kendi adıma konuşuyorum.
Korkuyorum.
Evet, korkuyorum.
Türkiye’de anneme bir şey olursa diye korkuyorum.
Telefonum çaldığında içimin sıkışmasından korkuyorum.
“Bir şey oldu” cümlesini duymaktan korkuyorum.
Ve belki de en acısı şu:
Bu korku yüzünden başvuru yapmaya bile cesaret edemiyorum.
Çünkü biliyorum ki..
O başvuruyu yaptığım an, hayatım askıya alınacak.
Aylarca, belki bir yıl boyunca ne ileri gidebileceğim ne de geri dönebileceğim.
Yani sadece beklemeyeceğim…
Sıkışacağım.
İnsanların en temel ihtiyaçları “aciliyet kriterine” göre değerlendiriliyor.
Bir arkadaşımız cenazesi için mail atıyor.
15 gün sonra cevap geliyor: “Ölüm raporu gönderin.”
Gönderiliyor.
Cevap: “Durum acil değil.”
Bu noktada artık şunu sormak zorundayız:
Ne olursa “acil” sayılıyor?
Bir insanın annesini, babasını son kez görmek istemesi ne zamandan beri “yeterince önemli değil” kategorisine girdi?
Bugün hem Türkiye’deki yetkililer hem de İngiltere’deki temsilciler bu sürecin kabul edilemez olduğunu söylüyor.
İmza kampanyaları düzenleniyor.
İnsanlar sesini duyurmaya çalışıyor.
Ama karşılık?
Sessizlik.
Ve bu sessizlik, insanı en çok yoran şey.
Çünkü mesele sadece gecikme değil.
Belirsizlik.
Ve belirsizlik, insanın zihnini kemiren en ağır yük.
Daha da ağır olan başka bir korku var:
Ya kurallar değişirse?
Avrupa’da bunun örneğini gördük.
Sweden’de vatandaşlık başvurusu yapan binlerce insan, yıllarca bekledikten sonra değişen kurallarla bambaşka bir tabloyla karşı karşıya kaldı.
Bugün aynı şeyin burada olmayacağını kim garanti edebilir?
Yıllarca beklet, sonra sistemi değiştir.
İnsanların korkusu tam olarak bu.
Ve burada bir adaletsizlik duygusu da büyüyor.
Kurallara uyan, vergisini ödeyen, sisteme dahil olan insanlar bu kadar beklerken..
Başka yollarla gelenlerin daha hızlı sonuç aldığına dair algı, insanın içini kemiriyor.
Bu bir öfke değil.
Bu bir kırılma.
Bizim talebimiz çok basit:
Ayrıcalık istemiyoruz.
İltimas istemiyoruz.
Sadece adil, makul ve insani bir süreç istiyoruz.
Çünkü şu an yaşanan şey..
Sadece bürokrasi değil.
Bu, insanların psikolojisiyle oynayan bir baskı.
Ve açık söyleyeyim:
Bu baskıya alışmayacağız.
Sessiz kalmayacağız.
Çünkü bu mesele sadece benim değil.
Sadece birkaç kişinin değil.
Binlerce insanın hayatı askıda.
Ve hiçbir hayat bu kadar kolay beklemeye alınmamalı.
Berna Uytun Onk
- Ağzımın Tadı Değişti ya da Hayatımın Tadı Değişti
- “Standart Günlerin Kıymeti”
- Kasım’ın Eşiğinde Yeniden Kurulan Hayat
- Sosyal Medya Mahkemesi
- Sosyal Medyanın Parıltılı Yalanı
- İnsanın Aynası, Çıkarın Gölgesi
- Yazarken kendini bulanlar kulübü
- Gurbet içimizde büyür
- Bir gün değil bir ömürlük devrim
- İçsel arınma ve zihinsel özgürlük

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




