Mustafa Çetinkaya
Dijital çağda çocuk yetiştirmek, hiç kuşkusuz geçmiş kuşaklara kıyasla çok daha zor ve çok daha fazla bilinç gerektiren bir sorumluluk hâline geldi. Teknolojinin hayatımıza bu kadar hızlı ve yoğun bir şekilde girmesi, ebeveynleri ve eğitimcileri daha önce karşılaşmadıkları yeni sorularla baş başa bırakıyor. Bugün pek çok anne baba, çocuklarıyla ilgili doğru dengeyi kurmaya çalışırken kendini sürekli sorgular hâlde buluyor.
Bir zamanlar çocukları meşgul etmek için ellerine bez bebekler, oyuncak arabalar verilirdi. Çocuklar sokakta oynar, düşer, kalkar, paylaşmayı ve arkadaşlığı yaşayarak öğrenirdi. Günümüzde ise çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren telefon ve tabletlerle tanışıyor. Çoğu zaman bu durum bilinçli bir tercih değil; yoğun hayat temposu içinde, çocuğu oyalamak için başvurulan pratik bir çözüm olarak görülüyor. Ancak çocuklar büyüdükçe, bu erken dijital temasın etkileri de yavaş yavaş ortaya çıkıyor. İçine kapanan, dikkatini toplamakta zorlanan ve yüz yüze iletişimden uzaklaşan çocuklar, pek çok ailenin ortak endişesi hâline geliyor.
Eskiden bazen sokakların tehlikeli olduğundan söz edilirdi. Bugün ise tehlikeler yalnızca fiziksel alanlarla sınırlı değil. Dijital dünya, sınırları belirsiz yapısıyla çocukları çok erken yaşta karmaşık ve zorlayıcı içeriklerle karşı karşıya bırakabiliyor. Yetişkinler için bile zaman zaman yorucu ve kafa karıştırıcı olabilen sosyal medya ortamları, gelişim çağındaki çocuklar için çok daha dikkatli ele alınması gereken alanlar hâline geliyor.
Bu noktada Avustralya’nın 16 yaş altındaki çocuklar için sosyal medya kullanımını sınırlandırması, dünya genelinde önemli bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Bu karar, sosyal medyayı tamamen reddetmekten çok, çocukların ruhsal ve zihinsel gelişimini önceleyen bir koruma çabası olarak değerlendirilebilir. Benzer şekilde İngiltere’de bazı okulların, öğrencilerin okul saatlerinde akıllı telefon kullanımını sınırlandırması da aynı hassasiyetin bir yansımasıdır. Tüm bu örnekler, konunun yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar önemli, toplumsal bir mesele olduğunu gösteriyor.
Sosyal medya, çocukların kendilerini ifade etmeleri için bazı imkânlar sunsa da, beraberinde ciddi riskler de barındırıyor. Beğeni sayıları ve takipçi odaklı bir değer anlayışı, özellikle kimlik gelişimi sürecindeki çocuklar üzerinde baskı yaratabiliyor. Kendini başkalarıyla kıyaslama eğilimi, zamanla özgüven kaybına ve kaygıya dönüşebiliyor. Bu durum her çocukta aynı şekilde görülmeyebilir; ancak bu sorunların giderek yaygınlaştığı da inkâr edilemez.
Dikkat ve öğrenme becerileri üzerindeki etkiler de göz ardı edilmemelidir. Hızlı ve sürekli değişen içerikler, çocukların uzun süre bir konuya odaklanmasını zorlaştırabiliyor. Bu durum yalnızca akademik başarıyı değil; düşünme, sorgulama ve üretme becerilerini de olumsuz etkiliyor. Özellikle eğitim çağındaki çocuklar için bu tablo, dikkatle ele alınması gereken bir uyarı niteliği taşıyor.
Tüm bu nedenlerle 16 yaş altı çocuklar için sosyal medyanın sınırlandırılması ya da belirli kurallara bağlanması, bir yasak tartışmasından çok, bir koruma ve denge arayışı olarak görülmelidir. Mesele sosyal medyaya karşı olmak değil; çocukların ruh sağlığını, gelişimini ve geleceğini öncelemektir. Dijital dünyanın hızına kapılmadan, çocuklarımız için daha sağlıklı ve dengeli bir yol bulmak, kamu otoritelerinin, eğitimcilerin ve ailelerin ortak sorumluluğudur.
- 2025 Yılı Yurtta ve Dünya’da Nasıl Geçti
- Sağ ve Sol İktidarların Farkları
- İktidara Gelenler Mümkünse Bir Daha Seçim Yapmak İstemiyor ?
- Ekonomiyi mi, Yoksa Algıları mı Yönetiyorsunuz?
- Göçmene 20 yıl pranga, Halka kemer sıkma
- Merkez Partiler Oy Kaybediyor, Solda Alternatif Green Parti
- Ekonominin Vicdanı Vergidir
- Enerji Faturaları Cep Yakıyor, Hükümet Çare Peşinde
- İngiltere’de Enflasyon Neden Düşmüyor?
- Kaçak Göçmen ‘Out’, Nitelikli Göçmen ‘In’



ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON





