Berna Uytun Önk
Turna doğmadan önce kendime büyük büyük sözler vermiştim…
“Telefon izletmem.”
“Tablet vermem.”
“Çizgi film açmam.”
“Benim çocuğum ekranla büyümeyecek.”
İnsan anne olmadan önce hayatı biraz kitaplardan, biraz uzmanlardan, biraz da hayallerinden öğreniyor sanırım.
Ama hayat..
Teoride durduğu gibi durmuyor.
İtiraf etmek gerekirse, şimdi bazen yemek yedirirken ekran açmak zorunda kalıyorum.
Ve “zorunda kalıyorum” cümlesi bile insanın içini sızlatıyor.
Bir yanda ev..
Bir yanda iş..
Bitmeyen sorumluluklar.
Yetişememe hissi..
Vicdan azabı..
Ve tüm bunların arasında annelik..
Sanırım modern anneliğin en sessiz yarası bu:
Her şeye yetişmeye çalışırken hiçbir şeye tam yetişememiş gibi hissetmek.
Ama sadece anneler mi suçlu?
Belki biraz da hepimiz konfor alanı açıyoruz kendimize.
Çünkü telefon artık sadece telefon değil.
Kaçış yeri.
Sessizlik alanı.
Nefes molası.
Ve en kötüsü de şu:
Hepimiz bunun farkındayız.
Eskiden “yuva” dediğimiz şey başka bir şeydi sanki..
Bir bardak çay etrafında kurulan hayaller..
Uzun sohbetler..
Birbirinin yüzüne bakarak gülmek..
Aynı masada oturmanın gerçekten aynı yerde olmak anlamına geldiği zamanlar..
Şimdi eşim eve geliyor..
Telefon elinde.
Ben de telefondayım.
Bir bakıyoruz, saatler geçmiş.
Aynı evin içindeyiz ama iletişim sıfır.
Ve insan kendi kendine soruyor,
Bu nereye kadar böyle gidecek?
Dijital yalnızlık dediğimiz şey belki de tam olarak bu.
Kalabalığın içinde yalnızlaşmak.
Aynı yatakta başka dünyalara dalmak.
Bir bildirim sesiyle mutlu olup, tek tuşla yapayalnız hissedebilmek.
Çok korkunç.
Ama işin daha korkunç tarafı..
Biraz da güzel gelmesi.
Çünkü artık canımız sıkılınca düşünmüyoruz.
Telefona bakıyoruz.
Üzgün olunca susmuyoruz.
Kaydırıyoruz.
Yalnız hissedince birini aramıyoruz.
Story izliyoruz.
Böyle böyle insan olmanın en temel şeylerini kaybediyoruz sanki.
Ve hep “gelecek nesil” diyoruz ya..
İz bırakmak istiyoruz.
Kitaplar..
Şiirler..
Şarkılar..
Fotoğraflar..
Anılar..
Ama farkında mısınız?
Bir sonraki nesil artık kendini tekrar ediyor.
Aynı videolar.
Aynı tepkiler.
Aynı cümleler.
Aynı mizah.
Aynı hayatlar.
Kimse şaşırmıyor artık.
Çünkü herkes birbirinin benzeri olmaya başladı.
Belki de dijital dünya bize özgürlük vermedi..
Hepimizi aynı kalıbın içine soktu.
Ve en çok korktuğum şey şu:
Bir gün çocuklarımız bizi hatırlarken yüzümüzü değil..
Telefon tutan elimizi hatırlayacak.
Şimdi gerçekten merak ediyorum..
Sizde dijital yalnızlık nasıl gidiyor?
- Beklemek Değil, Tükenmek: Ankara Anlaşması’nın Görünmeyen Bedeli
- Ağzımın Tadı Değişti ya da Hayatımın Tadı Değişti
- “Standart Günlerin Kıymeti”
- Kasım’ın Eşiğinde Yeniden Kurulan Hayat
- Sosyal Medya Mahkemesi
- Sosyal Medyanın Parıltılı Yalanı
- İnsanın Aynası, Çıkarın Gölgesi
- Yazarken kendini bulanlar kulübü
- Gurbet içimizde büyür
- Bir gün değil bir ömürlük devrim

ENFIELD
HACKNEY
HARINGEY
ISLINGTON




